Antalya Sokakları Özel – Antalya Barosu yönetim kurulu seçimleri 8-9 Ekim’de yapılan Genel Kurul ile sona erdi. Başkanlığa Avukat Polat Balkan seçildi. Yeni yönetim Kurulu seçiminin ardından Başkan Polat Balkan ile tanışıp, hem seçim sürecini, hem ülkenin durumunu konuştuk;

Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
1974 Antalya doğumluyum, ilkokulu, ortaokulu ve liseyi Antalya’da bitirdikten sora 1999 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Yaklaşık 16 yıllık avukatım. 2 yıl kadar serbest avukatlık yaptım. Ardından 10 yıl kadar ASAT Genel Müdürlüğü avukatlığı yaptım, ardından 2 yıl kadar Muratpaşa Belediyesi avukatlığı yaptım. Yaklaşık 6 aydan bu yana da serbest avukatlık yapıyorum. En son 8-9 Ekim’de yapılan Genel Kurul’da Antalya Barosu Başkanlığına seçildim. Bu benim için kendi kişisel kariyerim açısından yaşadığım en büyük onurlardan, gururlardan biri. Evliyim eşim Berrin İngilizce öğretmeni, Ulaş isminde 7 yaşından bir oğlum var.

Baro seçimi ve seçim çalışması nasıl ilerledi, biraz bu süreci anlatır mısınız?
Antalya Barosu’nun farklı özellikleri, farklı dinamikleri var. Antalya’daki diğer sivil toplum örgütlerinden demokratik kitle örgütlerinden ayrı bazı özellikleri var. Hem de aynı zamanda diğer başka Barolarla ayrı ayrı özellikleri var. Bizde dostluk ve dayanışma duygusu çok önemlidir. Tanışıklık çok önemlidir. Ben stajyer avukatlığımdan beri Baronun çok kurumunda çalıştım. Bu işin mutfağında hep yer aldım. 2010 yılından bu yana da hep yönetim kurulu üyeliği yaptım, koordinatör üyeliği yaptım. Dolayısıyla Baro açısından yeteri kadar bilgi ve tecrübe, deneyime ulaştığımı düşünüyorum. Ekip arkadaşlarımızla Mayıs ayında bir araya geldik. Birlikte seçim için çalıştığımız arkadaşlarımızın hepsi de Baro’nun kurullarında çalışan, Baronun kurullarında pişen arkadaşlarımız, dostlarımızdı. Çok uzun bir çalışma dönemi oldu. Dersimize iyi çalıştık; planlarımızı, projelerimizi ortaya koyduk. Bu anlamda bizim Antalya Barosunu diğer yapılardan farklı ve güzel kılan özelliklerden biri de, biz seçim sürecinde çok centilmence çağdaş, insanların bu işin olgununa, vakarına uygun bir şekilde geçer. Hiç kırıp dökmeyiz. Birlikte yarıştığımız meslektaşlarımızla ilgili sözler etmeyiz. Biz yalnızca kendimizi tanıtırız. Biz yalnızca kendimizi anlattık meslektaşlarımıza.

“OHAL İLAN EDİLMESİ BİZ HUKUKÇULAR OLARAK PEK DE ANLAŞILABİLİR VE KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL”
Tabi bu süreç bugüne kadar hiç olmadığı kadar ağır ve sancılı geçti. Ülkenin içinde bulunduğu siyasi koşullar ve iklim gereği. 15 Temmuz gecesi yaşanan ağır ve kanlı darbe girişimi hepimizi olumsuz etkiledi, enerjimiz düştü. Hem kendi adımıza, hem geleceğimiz hem ülkemiz adına çok ciddi kaygılar besledik. Yani 21. yy’da bile hala şiddet içeren, acımasız ve kanlı darbe girişiminde bulunulabiliyor olması bile ne yazık ki ne kadar büyük bir tehlike ve bela atlattığımızın en büyük göstergesi. OHAL ilan edilmesinin peşi sıra KHK’ler çıkarılması, ülke genelinde geçerli olmak üzere OHAL ilan edilmesi biz hukukçular olarak pek de anlaşılabilir ve kabul edilebilir değil. Bu da bizi olumsuz etkileyen etkenlerden biriydi.

“HAK İHLALİ YAŞANMAMASI İÇİN HERKES ELİNDEN GELENİ YAPTI”
Fakat bir yandan da hayat sürüyor. Avukat meslektaşlarımıza verdiğimiz sözler var diyerek çalışmalarımıza bir süre ara verdikten sonra yeniden başladık. Ancak aradan 1 ay geçmeden, Eylül ayının ilk haftası bazı avukat meslektaşlarımıza karşı kitlesel gözaltılar yaşandı. Tam da kurban bayramının hemen arifesinde bu süreçte bir hak ihlali yaşanmaması, sürecin hukuka uygun etkili ve hızlı bir şekilde ilerlemesi için herkes elinden geleni yaptı.

Hiç bir siyasi görüş ayrımı gözetmeksizin, avukat ortak paydasında ve hukukçu olmak ortak paydasında birleşerek hak ihlali yaşanmaması için herkes elinden geleni yaptı. O da etkiledi, sarstı bizi, üzüldük. O süreç geçtikten sonra yeniden seçim çalışmalarımıza devam ettik. Sonra da Genel Kurula gittik. Antalya Barosu avukatlarına yakışır güzellikte, olgunlukta Genel Kurul oldu.
Ama seçim sürecindeki 5-6 aylık zaman sürecinde hiç böylesi yaşanmamıştı çok inişli çıkışlı şeyler yaşadık. Psikolojimiz düzeldi, kötüleşti vs. Hakikaten hepimiz için tüm aday olan meslektaşlarımız için çok sancılı kötü günlerdi umarım tekrarı bir daha yaşanmaz.

Peki, ülkenin bu tablosunun yanı sıra, hukuk sisteminin kötü gidişatını da bir kenara koyarsak avukatların mesleki problemleri nerede duruyor?
Avukatlık yasasındaki en büyük en esaslı değişiklik 2001 yılında yapılıyor. Hep ‘hayat mevzuatın önünde gider’ diyoruz ya; bu arada 15 yıllık süreçte hukuk sistemimiz değişti, yasalarımız değişti, yaşamın akışı değişti, ilişkiler değişti ekonomik argümanlar değişti pek çok şey değişmesine rağmen bu ülkede çok köklü değişiklikler olmasına karşın, -bunu olumlu olumsuz anlamda söylemiyorum değişiklik olduğu tespiti anlamında söylüyorum- avukatlık yasasında hiç bir değişiklik yapılmadı hemen hemen, avukatların çok can yakıcı;  artık taşınamaz boyuta gelen hiç bir sorununa çözüm üretilmedi.

“AVUKATLAR EKONOMİK DAR BOĞAZA MAHKUM EDİLEREK SUSTURULMAYA ÇALIŞILMAKTA”
Ben bunun bilerek ve isteyerek üretilmediği düşüncesindeyim. Çünkü genel olarak düşündüğümüzde; avukatlar ekonomik dar boğaza mahkum edilerek susturulmaya çalışılmakta. Ülkenin içinde bulunduğu koşullara baktığımızda aslında bir hukuk örgütü olarak avukatlık kanununun 76. maddesi gereği hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumakla görevli olan Barolar bu dediğim kavramlarla ilgili sürekli sözünü söyleyen, tavrını ortaya koyan meslek kuruluşlarıdır. Belki de bunun böyle olması istenmediği için avukatların durumunda iyileştirme yapılmıyor, mesleğimizi yaparken günlük yaşantıda hemen hemen bir çok probleme çözüm üretilmiyor.

Ne yazık ki durum pek iç açıcı, parlak değil. Çünkü gerçekten avukatların hem ekonomik koşulları, hem mesleği yapma biçimleri, mesleği yapma koşulları açısından. Aslında çözümler belli ancak bilerek ve isteyerek çözüm üretilmiyor. Bu sorunların çözülmemesi inanın ileride daha büyük problemlere neden olacaktır. Biz de o yüzden seçim sürecinde emeğimizin ve enerjimizin önceliği meslek sorunlarımızın çözümüne yönelik olacaktır dedik. Bu anlamda da elimizden geleni yapacağız.img_3739

Ülkede pek çok meslekten insana yönelik soruşturma ve gözaltılar yaşandı, yaşanmaya da devam ediyor. OHAL koşulları içerisinde pek çok soruşturma açıldı, binlerce tutuklu insan var. Gelinen süreçte hak ihlalleri, soruşturmaların gizliliği gibi uygulamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim Antalya Barosu olarak üzerinde durduğumuz çizgi şu; hiç kimse yargılanamaz düşüncesinde değiliz, ancak yargılamanın hukuka uygun, etkili ve hızlı bir şekilde yapılması gerekiyor; daha doğrusu soruşturmanın. Bir an önce soruşturmalar hızlı ve etkili bir şekilde yapılmalı, iddianame ortaya komalı ki, kim hangi kanıtlarla, hangi gerekçelerle suçlanıyor bunu görmemiz lazım ki ona uygun savunmalar geliştirilebilsin. Çünkü soruşturma dosyaları gizli olduğu için dosyayla ilgili çok bilgiye de ulaşma şansımız yok. Bu da tabi ister istemez bir takım soru işaretleri getiriyor ve savunma hakkını gereği gibi yapamamamız sonucunu doğuruyor o soruşturmaların, yalnızca o dosyalara da özgü değil, başka dosyaların da bir an önce netleşmesi gerekir. Bu hem ülkemiz için gerekli ve zorunlu olduğunu düşünüyorum hem de toplumun yararına olacaktır diye düşünüyorum. Bir an önce soruşturmaların sonuçlanmasını bekliyoruz.

Önümüzde karanlık bir tablo var. Bu gidişat içerisinde umuda dair ne söylenebilir diye sormak istiyorum.
En ağır ve en zorlu koşullarda bile umudunu yitirmeyen biriyim, yapım öyle ama şunu da ortaya koymak lazım. Öncelikle bir durum tespiti yapmak, manzarayı ortaya koymak ve onun üzerinden umudu yeşertmek, umudu yarınlara taşımak daha sağlıklı, daha gerçekçi diye düşünüyorum. İçinde bulunduğumuz süreç gerçekten çok zorlu bir süreç. Avukatlar açısından belki de Cumhuriyet Tarihi’nde avukatlık yapmanın en zor olduğu süreç. Bunu inanarak söylüyorum. Yargı bağımsızlığı sıralamasında İran, Mısır ve Suudi Arabistan’ın gerisindeyiz. Cezaevlerinde en çok tutuklu olan, tutuklu gazeteci olan ülke biziz; bu konuda İran ve Çin’i geçtik. Diğer uluslararası, objektif, evrensel değerlendirme ölçütleri açısından birçok alanda neredeyse üçüncü dünya ülkesi seviyesine düşmüş durumdayız.

Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu bir hukukçu olarak hukuk sistemi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gözlemlediğim kadarıyla çok uzun yıllar önce Prof. Dr. Erdal İnönü’nün de dediği gibi “Olağanüstü hukuksuzlukların kanun hükmüne bağlanması” şeklinde ilerliyor. Örneğin 5 gün avukat görüş yasağı, 30 gün gözaltı süresi, kamu görevlilerine özellikle savunma hakkı tanınmadan çıkarılan bir KHK ile ömür boyu kamu hizmetlerinden mahrumiyet getirmek gibi, mal varlıklarına el konulması gibi, bazı muhalif gazetelerin, televizyonların, dergilerin kapatılması gibi bu örnekler çoğaltılabilir. Bunlar kesinlikle açıklanabilir ve kabul edilebilir durumlar değildir. Yarın bir gün, bugün yaşadıklarımız Anayasa Mahkemesi’ne ya da oradan da sonuç elde edilemezse AİHM’e taşındığında belki de ülke ekonomisini sarsacak boyuta tazminat yükümlülükleriyle bizi karşı karşıya bırakacak ve bunun bir adım sonrası bunun siyasi yaptırımları da olabilir.

“HUKUK ÇİZGİSİ DIŞINA ÇIKTIĞIMIZ ANDA YENİ MAĞDURİYETLER ÜRETİRİZ”
Bu yüzden ben hep söylüyorum, aklımızı başımıza toplamalı ve bu işi hukuk düzlemine uygun bir şekilde yürütmeliyiz. Çünkü darbelerle hukuka uygun bir şekilde hesaplaşmadığımız için, bu güne kadar her darbe yakın zamanda olacak yeni bir darbeyi de doğurdu; bunun kaldırım taşlarını döşedi. O yüzden geçmişten ders çıkarıp ne kadar büyük bir bela, ne kadar büyük bir tehlike atlatmış olsak da bu işin gerçek sorumlularını hukuka uygun bir şekilde bulup, soruşturup yargılamalıyız diye düşünüyorum. Hukuktan saptığımız anda, hukuk çizgisi dışına çıktığımız anda yeni mağduriyetler üretiriz bu da asıl amacımızdan kopuşa doğru götürür bizi.

Söyleşi: Pelin İktüeren