Rokckçı İmam’ın sıra dışı hikayesi

0
376

Antalya Sokakları Özel – Ahmet Muhsin Tüzer.Nam-ı diğer Rockçı İmam. Uzun saçları, motosiklet tutkusu, yabancı dillere hakimiyeti ve verdiği rock konserleri ile sıra dışı bir imam.

Kendisini Antalya’nın Kaş ilçesinde kurduğu Rock grubu ile tanıdık. Diyanet mensubu bir imamın konserlerde şarkı söylemesi kimi çevrelerce alkışlanırken kimi çevrelerce eleştirildi. İleri gidenler ölüm ile tehdit etti. Kendisi ile birlikte Kaş Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğumuz günler dün gibi aklımda.

Yurtdışı basının bu süreçte bizzat Antalya’ya gelerek kendisi ile görüştüğü “Rockçı İmam” Ahmet Muhsin Tüzer’in inişli çıkışlı mesleki kariyeri ve sanat hayatı hakkında  ve pek kimselerin bilmediği imamlıktan rock müzik solistliğine, oradan organik kenevir tohumu proteini satıcılığına uzanan yolculuğunu konuştuk.

Antalyalı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiniz. Babanız da çevresinde sevilen bir din adamı idi. Din adamı olmak küçüklüğünüzde bir hedef miydi sizin için?”

 “Ben Ahmet Muhsin Tüzer. Antalya’nın Kaş İlçesi’nde dünyaya geldim.

Çocukluğumdan beri İslami duyarlılığı olan muhafazakar bir ailenin ferdi olarak yetiştim. Rahmetli Dedem Kur’an Hizmetkarı bir Din Alimi,  babam müthiş sesi  ve tavrı olan istisnai bir Diyanet Mensubu ve İmam- Hatibi idi.

Ben yukarıda arz etmeye çalıştığım muhafazakar-dindar bir ailede hayata gözümü açtığım için doğal olarak din eğitimi aldım. Genel olarak dini örf, gelenek ve anlayışın hakim olduğu bir ailede yetiştim. Din adamı olmayı bırakınız, ne adamı olacağım konusunda bile herhangi bir fikrim yoktu. Kendi olmayı başaramayan bir kişi, özgün iradesi ile özgürce karar veremez.

Babamın yönlendirmesi ile hayatımı sürdürmeye çalıştım. Sesimin güzel olması ve müzik yeteneğimin de oldukça başarılı olmasından dolayı kendimi bir anda ailemin bana sunmuş olduğu dini musiki içinde -ki içinde Kur’an, İlahi, Kaside, Mevlid ve Ezan vardır, buluverdim.”

Torbalı İmam-Hatip Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne…

İlkokulu Antalya’nın Kaş ilçesinde tamamladıktan sonra 1982 yılında  İzmir’de Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı bir Kur’an Kursu’nda 1 yıl Kur’an ve Dini İlimler üzerine eğitim aldığını ifade eden sözlerini şöyle sürdürdü:

“1989 yılında İzmir Torbalı İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldum.Bu süre zarfında düzenlenen Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma yarışmasında bölge 1’inciliklerim ile Türkiye derecelerim oldu. 1996-2000 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans eğitimini tamamladım.”

Liseden mezun olur olmaz 1990 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Antalya İli Kaş İlçe Müftülüğü’nün Ağullu Köyü Ambarlararası Mahallesi Camii’nde İmam-Hatip olarak göreve yapan Tüzer, lise yıllarında öğrenmeye başladığı ve yazları memleketi Kaş’ta pratik yaparak iyice geliştirdiği İngilizcesi’nin yanına üniversitede öğrendiği Arapçayı da ekler.

Peki eşiniz ile tanışmanız nasıl oldu?          

“Bir yandan İstanbul Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı’nda okuyor, diğer yandan Sultanahmet’te bulunan Yerebatan Cami’nde müezzinlik yapıyordum.  Hayatım, 1998 yılının başlarında Geleneksel Türk El Sanatları ile ilgili bir sergi için gittiğim Romanya’nın başkenti Bükreş’te değişti. Bükreş Üniversitesi Coğrafya Fakültesi’ni yeni kazanan ve üniversite okumak için Bükreş’e gelen Oana  Mara Negoita ile bir sanat platformunun zaman ve mekandan bağımsız sunduğu bir sergide tanıştım. Birbirimizi çok sevmiştik. Türkiye’ye döndükten sonra aklımdan bir türlü çıkaramadığım Mara’yı sürekli arayıp, mektup yazmaya başladım. Tutkuyla bağlandığım ve hasretine dayanamadığım Mara’yı 4 ay sonra İstanbul’a davet ettim. İlginç bir anektod vermem gerekirse Mara’nın hayatında gördüğü ilk Türk erkeği bendim.  Mara, bir sonbahar günü otobüse atlayıp ailesinden habersizce İstanbul’a geldi. Birbirimizi çok seviyorduk. Kalbim Mara ile aşkı evlilikle taçlandır diyor diğer taraftan aklım bu ilişki yürümez diyordu.

KAŞ’TAN BÜKREŞ’E AŞK YOLCULUĞU

Ben, Romanyalı Hıristiyan bir Ortadoks olan Mara ile ilişkimizin geleceğini sorgularken, Mara’nın ailesi de bu beraberliğe karşı çıkmıştı. Mara, 1998 yılı sonlarında ikinci kez İstanbul’a beni görmeye geldiğinde bir sürprizle karşılaştı. Çok sevdiğim Mara ile ilişkimizi İslam dinine uygun olarak sürdürmek istiyordum. Bu yüzden Mara’ya imam nikahı yaptırdım. Yerebatan Cami İmamı da, bu aşkı tasvip ettiği için, Hıristiyan Mara ile Müslüman Ahmet’in imam nikahını kıydı.

Ben, evliliğimizin aklen ve geleneksel mantıkla gerçekleşmeyeceğini düşünmeye başlamıştım. Bunun üzerine çok sevdiğim Mara’yı kendimden soğutmaya çalıştım, ancak benim ilginç tepkilerime ve değişen davranışlarıma rağmen Mara bir türlü benden kopmak istemedi. Hatta Ortodoks olan ailesini bile benle ilişkisini sürdürmek için ikna etmeye çalıştı. Ancak ailesi kesin bir dille bu ilişkiyi reddedip “Ahmet Türk ve imam. Seni kara çarşaflara sokacak. Sen orada yaşayamazsın” diyerek Mara’nın düşüncesini değiştirmeye çalıştı. Ailesinin sözlerini dinleyen Mara, üç ay boyunca benden kaçtı.

Ben ise çok pişman olmuş, sevgilimi  tekrar kazanmak için mücadele etmeye başlamıştım. Bükreş’e gidip Üniversite kampüsünden arkadaşlarının evine kadar gidip on gün boyunca Mara’yı aradım. Nihayet onu bulmuştum. Onu,görür görmez evlenme teklif ettim. Ancak Mara’nın yanıtı kocaman bir “hayır” oldu. Mara’nın kararlı tutumuna çok sinirlenmiştim o an kendimi kaybederek, Bükreş’te sokak ortasında Mara’ya hayatının ilk tokadını attım. Ardından da umutsuzca Türkiye’ye döndüm.

Mara’yı kazanmak için arkadaşlarımla organize ettiğim bir intihar senaryosunun ardından tekrar Türkiye’ye dönen Mara ile aşkımız kaldığı yerden devam etti ve akabinde gizlice ve de sessizce evlendik.”

“BEN YEREBATAN CAMİİ MÜEZZİNİ İKEN EŞİM FENER RUM KİLİSESİNE GİDİYORDU”

“1999 yılında  İstanbul Sultanahmet’te bulunan AND Hotel’de evlendik. Ben, eşim Mara’yı müslümanlığa davet ettim. Mara ise “Ben bu dini henüz tanımıyorum” karşılığını verdi. Bunun üzerine ben de “Dinde zorlama yoktur” mesajını hatırladım ve “Sen ne zaman istersen o zaman dinini değiştir. İstersen Hıristiyan bile kalabilirsin. Dininde serbestsin” dedim. Mara, hafta sonları Fener Rum Patrikanesi’ndeki kiliseye giderken, ben de Yerebatan Camisi’ndeki müezzinlik görevimi sürdürüyordum.”

Ulusal ve uluslararası basında ilgi gören İmam Ahmet ile Hristiyan Mara’nın aşkına ilk tepki Diyanet’ten geldi.  

Evliliklerinin ilk yılında dünyaya gelen Levent Kemal adını verdikleri oğulları ile birlikte İstanbul’dan ayrılıp Kaş’a yerleşen Tüzer Ailesi’ne ilk şok Diyanetten gelir. Dillere destan olan aşkları ile yerli ve yabancı basının ilgi odağı olan Tüzer Ailesi’ni artık sıkıntılı günler beklemektedir. O günleri Ahmet Muhsin Tüzer şöyle aktarıyor:

 “Mara ile olan ilişkimiz yerli ve yabancı basında sıkça yer alınca kim çevrelerin tepkisini çekti. Hatta “The İmam” tabiri ilk defa bana atfen kullanılmıştı. The İmam filmindeki Emrullah gibi bir hız tutkunuydum. İstanbul’da Suzuki 750 marka motosikletim vardı. İstanbul dönüşü Kaş’ın Kasaba Köyü’ndeki Nasrettin Camii’nde imam olarak göreve başladım. Hıristiyan bir kadınla evlendiğimi öğrenen Diyanet İşleri Başkanlığı duruma tepki gösterince, yaklaşık bir yıl sonra 2000 yılında istifa ettim. Diyanete dönüşüm 2010 yılında oldu. Bu süre zarfında ticaret ile uğraştım. İstanbul Ankara ve Antalya’da Geleneksel Türk İslam Sanatları sergileri yaptım. Organik Çay üretim ve pazarlama üzerine bir işletme kurdum. İyi günlerimiz kötü günlerimiz oldu. Ancak eşim her durumda yanımda idi. Kendisi 2003 yılında yine kendi arzusu ile müslüman oldu. Özellikle İslamın tasavvufi yorumu onu çok etkilemişti.

Eşim Oana Mara Tüzer ile evlendiğimde tarihler 1999 yılını gösteriyordu.O yıllarda Sultanahmet’te bulunan Yerebatan Camii’nde müezzin olarak görev yapmaktaydım. Eşim Hristiyan iken Diyanet’ten bana herhangi resmi veya gayr-i resmi bir bildiri, yazı ve benzeri gelmedi. Ama eşimle birlikte basının gündeminde olduğum dönemde kayıtlara geçmemiş kulağıma hiç hoş olmayan beyanlar gelmişti.”

Eşiniz ile Diyanet lojmanında kalırken komşularınız ile bir sorun yaşadınız mı?

“Hayır! Herhangi bir sorun yaşamadım.

Görev yaptığım camilerdeki cemaatim ve yörenin halkı oldukça medeni, saygılı ve hoşgörülü idi.”

Antalya Kaş’a dönüşünüz nasıl oldu?

“Bu tamamen kendi isteğimiz doğrultusunda gerçekleşti. Başta Kaş’lı olduğum ve çok sevdiğim, ailem de Kaş’ta yaşadığı için tayin isteyerek memleketime geldim.”

Rock müzik merakı nereden gelmekte?

“İmam – Hatip yıllarımda Sanat Müziği’ne ilgim vardı. Kardeşlerimin sanat müziği’ne olan ilgisinin de bunda etkili olduğunu söyleyebilirim.

Hareketli ve dinamik bir insan olduğum için sık sık pop müzik dinlerdim. Ama bir sanatçı vardı ki; O’na hayrandım. Sesi, tarzı, parçaları beni adeta büyülüyordu.

O, Queen’in Efsanevi Solisti Freddie Mercury’den başkası değildi. Rock ile Opera’yı harmanlayarak yeni bir müzik anlayışı sunan sıra dışı bir yetenekti.

Bohemian Rhapsody parçasının sonuna doğru söylediği “Bismillah” kendi dünyamda Freddie’yi farklı bir yere taşıyordu. Onu inancımla da eşdeğer görmeye başlamıştım artık.”

Rock grubu kurma fikri nasıl oluştu?

“İtiraf etmem gerekir ki; yıllarca kendimi aradım aslında. Rock ile buluşana kadar kendim olamamıştım. Belli bir kültür, gelenek ve inancın harmanlayarak oluşturduğu ben; aslında kendim, yani özgür ve kendiyle barışık bir birey değildim.

Elbette Ezan, Kur’an, Mevlid, Kaside  okurken ruhum ve gönlüm mutmain oluyor ve bundan farklı zevk ve lezzet alıyordum. Ama bu, sizi çok küçük bir kitleye hitap etmeniz dışında sadece Yaradan’la kurduğunuz iletişimin size sunduğu İlahi Zevk’i tatmanızı sağlıyordu.

Yaradan size değer vermiş ve Eşrefi Mahluk yani “Yaradılanların En Şereflisi” olarak dünyaya getirmiş. Dolayısıyla bu fani alemde sıradan, boş ve anlamsız bir yaşam sürmek bana göre değildi.

Allah’ın hoşuna giden, kullarının kendilerinde var olan yetenek ve donanımı inkişaf ettirip Hak, insanlık ve değerler istikametinde tasarruf etmenizdir.

Hep birşeyler yapmalıydım. Birşeyler bırakmalıydım. Madem Allah bana ses, yetenek ve güzel bir kalp vermiş; bunu en güzel ve kaliteli biçimde kullanmalıydım.

Ama nasıl, nerede ve ne zaman? Mayıs 2013’te bir gün bir arkadaşım vesilesiyle Kramp Grubu’nun unutulmaz ismi Doğan Sakin’le tanıştım. Tanıştırıldım..

Bu öyle bir tanışma ki; birbirimizi görür görmez kalplerimizin aynı doğrultuda hareket ettiğini, hissettiklerimizin ve düşüncelerimizin aynı paralelde seyrettiğini şaşkınlık ve mutluluk içerisinde anladık.

Sonrasında A.A. ve TRT’nin bu hikayeyi çekmek için Kaş’a gelmeleriyle birlikte bu ulvi proje başlamış oldu.”

Rock grubunuzun ilk konseri ve diğer faaliyetlerinde Kaş ve çevresinin bakış açısı nasıl oldu? Yerel yönetimlerin kamu kuruluşlarının desteği oldu mu?

 “İlk konserimizi Kaş Belediyesi’nin teklifi üzerinde 10 Ağustos 2013 tarihinde Kaş Liman’da vermiştik. Kaş halkı beni ziyadesiyle sever ve saygı duyar. Bunda rahmetli dedemin ve babamın etkisi yadsınamaz. Onlar zor dönemlerde İslam’ı sadece rıza-i ilahi aşkıyla halka öğreten ve sevdiren çok mümtaz ve saygın kişilerdir. Özellikle dedemin insan sevgisi ve bütünleştirici misyonu gönüllerde anlamlı ve güzel bir mana olarak hala yaşamaktadır.

2013 tarihinden şu ana kadar geçen sürede unutamadığım bir isim var ki , ona minnettarım. Rahmetli Valimiz Recep Yazıcıoğlu gibi cesur, kararlı ve güzel bir yüreğe sahip olan eski Kaş Kaymakamımız Sayın Bilgehan Bayar. Şayet Bilgehan Bey olmasaydı ben ne Amerika’ya ne de Portekiz’e konsere gidebilirdim!

“Portekiz Konserine Gitmemem İçin Neredeyse Her Şey Yapıldı”

Hele hele Portekiz konserimizde yaşadığım vahim olayları hiç unutmayacağım!

 Portekiz’in Porto kentindeki ünlü sanat müzesi Serralves Museum of Contemporary’den konser daveti aldık. Nisan 2014’teki  konser için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvurup destek istedim. Bakanlık olumlu yanıt verirken, bağlı olduğum kurum  Diyanet İşleri Başkanlığı önce uygundur kararı verdi. Tüm hazırlıklarımız tamamlanıp Portekiz’’e gitmemize 12 gün kala Diyanet’ten gelen bir bildiri ile hayatımın en büyük şoklarından birini yaşadım. “Portekiz konseriniz uygun değildir.”

Kaş Kaymakamımız Bilgehan Bayar defalarca Diyanet’i aramasına rağmen yetkililer  muhatap olmadı. Serralves Müzesi Müdürü Diyanet’e mail göndermesine rağmen cevap alamadı.Sonunda Kaymakam Bey yıllık iznimi kullanmamı isteyerek izin verdi ve Portekiz’ e gidebildim.

Ayrıca; Kaş Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nün organize ettiği, Kaş İlçesi’nin Mülki Amiri konumunda olan Kaş Kaymakamı Sayın Bilgehan Bayar’ın resmi olarak izin vererek onayladığı 26 Nisan 2018 tarihinde Kaş Meydanında gerçekleşen konserimizi Kaş eski Müftüsü Fethullah Yavuz, Kaymakam Bey’le görüşerek engellemek istedi.  Ayrıca Kaş Emniyet Müdürü imza atmadı.

Tüm bunlara aldırmayan Kaymakam Bey “Hocam! Akşam sahneye çıkınız ve konserinizi veriniz” dedi.”

“Rockçı imam” ismi nereden geldi aklınıza? Bu caminizin cemaatini etkiledi mi? Aileniz buna nasıl tepki verdi?

“ ‘Rockçı İmam’ ismi hiç aklımda yoktu. Bu isim tamamen basının ortaya attığı bir marka oldu. Görev yaptığım köy Pınarbaşı Köyü oldukça küçük bir köydü.

Toplamda 15-16 haneli bir kısmı sonradan gelip yerleşen entelektüel bir kesim.

Rock müziğine başladığımdan itibaren cemaatimden, halktan, herhangi olumsuz bir tepki almadım. Hatta bu vesile ile insanları mutlu eden , onlara sempatik gelen pek çok olay yaşadım.

Sadece babam ve amcam biraz rahatsız oldular. Ama onlar da sonra kabullendiler.”

Basına yansıdıktan sonra gelen ölüm tehditleri ve soruşturmalar için ne diyeceksiniz?

“Bana gelen ölüm tehditleri ve soruşturmalar için şunlar söylemek istiyorum:

Hakikati bilmeyen ve yaşamayan bir insandan olgun ve makul bir tavır beklemek safdillik olur. Bizler olgun olacağız ki onlara ışık ve rehber olabilelim!

Hakikatin ortaya çıkması dualite yani ikilik aleminin çatışmaları ve zıtlıkları sayesinde mümkündür. Biz çatışan değil, sevgi ve aşkın yolcusu olmalıyız.

Sevgi enerjisi ne kadar etkili olursa bu takdirde karanlıkları aydınlığa dönüştürebiliriz.

Şahsıma yönelik gelen tehditler ve beni susturmak ve yok etmek için yapılan oyunları basit bir illüzyon olarak değerlendiriyorum.

Herkes kendi kabiliyetindeki manaya uygun bir elbise giyiyor. Taşıdığı sıfat ve davranışlar da o mana ile uyumlu oluyor. Ben onların hidayete vasıl olabilmeleri için dua ediyorum.Hakk’ka ve hakikate erişebilmeleri için aşkımla yakıyorum.Onlardan şikayetçi olmayacağım. Onları affettim. Bana kattıkları için. Bana kazandırdıkları için. Görmemi sağladıkları için. Benim savaşım ancak kendimle.”

İlk albüm çalışmaları ve İstanbul süreçleri ardından yurt dışı organizasyonları… Sizce çok hızlı gelişmedi mi tüm bunlar?

“Olaylar gerçekten çok hızlı gelişti. Aslında beklentisiz olmaya çalışıyorum. Beklenti nefsden geldiği için sizi doğru yola, hakikate götürmüyor maalesef.

Esasen akıştayım. Hayat beni nereye sürüklerse oraya gidiyorum. Bu yolculuk esnasında arzu ve isteklerimi,beklentilerimi yok etmeye çalışıyorum.

Rock müziğinin karşıma tesadüfen çıkmadığını bunun kaderi anlamda önemli bir misyon olduğunu, bu ateşten gömleği giymenin bana nasip olduğunun bilincindeyim.

Türkiye’de imamlık yapan rock müzisyeni olan bir imamın özellikle uluslararası basında yer almasını çok önemsiyorum.

Son yıllarda dünyada  giderek artan İslam inanç, kültür ve medeniyet değerlerine yapılan saldırılar göz önüne alındığında benim Türkiye’de İmam olarak rock müzikle ilgilenmem, kılık kıyafetim ve özellikle verdiğim evrensel mesajların bana gelen olumlu tepkiler ışığında çok değerli olduğunu düşünüyorum. Asıl sorunumuzun imaj olduğu bilincindeyim. Bu olumsuz imajı ancak sanat, felsefe, edebiyat, bilim, teknoloji ve pozitif ilimlerle aşabiliriz.

Her ortamda takdir ve övgü kazandım, mesleğimi ve yüce dinimizi yücelttim. Esasen bunun karşılığında kurumumdan teşekkür ve takdir beklerken, soruşturmalarla ve mahkemelerle muhatap olmak ve şahsıma yapılan mesnetsiz iddia, itham ve iftiralara maruz kalmak iç alemimde onarılmaz hayal kırıklıkları yaşamama neden olmuştur ama her şeye rağmen onlar sayesinde daha da olgunlaştım ve onları affediyorum.”

Yabancı basının da ilgi odağı oldunuz. Konserleriniz de olumlu tepkiler aldı. Yurt içinde ise olumsuz birçok durumla karşılaştınız. Soruşturmalar, disiplin cezaları,sürgünler,ölüm tehditleri,  vs. Hiç yurt dışına yerleşmeyi düşündünüz mü?

“Yurtdışına yerleşmeyi pek çok defa düşündüm. Hatta sevenlerimden çok müspet teklifler de aldım. Bunlardan en önemlisi İspanya’nın dünyaca ünlü adası Mallorca’da çok ünlü bir restaurantın sahibi Temel Bey. Temel Bey bana  restaurantın müdürlüğünü teklif etti. Ancak eşim Kaş’ı çok sevdiği için gitmek istemedi. Ben de eşimin kararına saygı duydum ve burada kaldım.

Şimdilik buradayız. Ama kader neler gösterir bilinmez!

Bakarsınız bir gün gider ve yaşamımızı yurtdışında bir ülkede devam ettiririz.”

Gelen ihraç kararını yargıya taşıdınız. Yargı da ihracınızı onadı. şu anda ne yapıyor, hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz? Konserlerinizden hayatınızın kalan kısmını rahatlıkla geçirebileceğiniz bir miktarda para kazandınız mı?

“İhraç kararına önce Antalya 4. İdare Mahkemesi’ne başvurarak yürütmenin durdurulması talebiyle müracaat ettim. Mahkeme reddetti. Yaptığım kapsamlı ve gerçekçi savunmamın dikkate alınıp olumlu bir karar çıkacağını beklerken, savunmamı dikkate almamaları neticesinde esas hakkındaki kararın da reddedilmesi oldukça manidar maalesef. Akabinde Konya Bölge İdare Mahkemesi de yürütmeyi durdurma talebimizi reddetti .Artık yargının bu kararlarına şaşırmıyorum.

Mahkeme sadece Diyanet’in ihraç ile ilgili yaptığı raporu baz alıyor. Şahsıma yapılan akıl almaz ve mesnetsiz iftira ve iddialarla ilgili yaptığım savunmayı, delilleri dikkate alsa yüzde yüz kazanacağımı biliyorum. Bu da geçecek Hak yerini mutlaka bulacak.

Konserlerimden sadece masraflarımızla ilgili para aldık. Ben bu işi para için veya şöhret olmak için yapmadım. Bu benim için çok ehemmiyetli ve önemli bir açılım ve misyon idi.Bunu imkanlarım nisbetinde değerlendirdiğimi düşünüyorum. Ve oldukça da mutluyum.”

Gelen sürgün ve ihraçların ardından hayatını Organik Kenevir Tohumu Proteini ve Kabuksuz Kenevir Tohumu pazarlayarak kazanmaya çalışan Rockçı İmam Ahmet Muhsin Tüzer ile son olarak kurduğu Lycos firmasını konuştuk.

Kurduğunuz işletme memur olduğunuz dönemdeki kazancınızdan daha fazla gelir getiriyor mu?

“Hayır! Yurtdışından Organik Kenevir Tohumu Proteini ve Kabuksuz Kenevir Tohumu isimli ürünleri getirdik. Ticari hayatımızda daha çok yeniyiz. Bir parti getirdik. Ve sattık. Şimdi ikinci partiyi çekmeye çalışıyoruz. Bu işte sebat eder, çizgimizi ve kalite anlayışımızı bozmaz isek ve doğru hamleler yaparsak geleceği oldukça parlak bir iş.

Ben bu işi temel olarak insanımızın uyanışı ve sağlığı için yapıyorum.

Küresel güçlerin Kenevir bitkisi üzerinde oynadığı sinsi ve  şeytani oyunları biliyoruz.       Biz Lycos markası olarak bu uyanışta önemli bir rolü üstlenmiş durumdayız.

Kenevir bazlı bu muhteşem ürünleri Türk insanına sunan ilk ve tek firmayız. Şu an Türkiye’de ürünlerimizin kalite ve tecrübe olarak muadili yok.

Elbette para  kazanmak önemli ama para sadece araç olmalı. Asla amaç olmamalı. Zaten başarı parayı beraberinde getirecektir.”

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri el değiştirdi. Konser ve etkinliklerde siz de bulunmak yönünde herhangi bir başvurunuz oldu mu? Veyahut başkanlardan böyle bir teklif hiç geldi mi?

 

“Bu dönemi kendim için “tefekkür, muhasebe” dönemi olarak adlandırıyorum.

Aksiyondan çok kendi içime doğru yolculuk benim için. Dolayısıyla herhangi bir etkinlik ve organizasyon düşünmedim. Bana şu ana kadar Türkiye’den herhangi bir teklif gelmedi. Yurtdışından var ama şu an beklemedeyim. Hareket zamanı geldiğinde aksiyon başlayacak.”

Karşılaştığınız zorluklara, idari ve yargı süreçlerine, tehditlere, işsizliğe ve buna benzer birçok olumsuzluğa bakıp “keşke yapmasaydım. namazımı kıldırıp maaşımı ölünceye kadar almaya devam etseydim.” dediniz mi hiç?

 

          “Hiçbir zaman “keşke yapmasaydım” demedim. Yaptığım ve ortaya koyduğum misyon için Rabbime şükrediyorum.Bu gezegende iz bırakanlardan biri olmayı çok istiyorum. Bunu bütünün,tevhidin hayrı için istiyorum.Kainatta her an açığa çıkış var. Ben Yaratıcının sistemine yani adetullah uygun olarak hareket etmek ve yaşamak istiyorum. Bu anlamda kendim olmak ve özümdeki hakikatleri keşfedip faydalı ve erdemli bir birey olmak istiyorum.Gerçek ihlas ve hikmet sahibi olan kişiyi Rabbi asla zelil etmez bilakis aziz eder.”

 

“Türkiye ve dünyadaki İmamları maalesef çağı tam olarak okuyamayan, sanat, kültür, bilim, edebiyat, tiyatro, sinema vb sosyal faaliyetlerde oldukça etkisiz ve ilgisiz”

 

          Sizce iyi bir din adamı nasıl olmalıdır?

 

          “İmamlık hakikatte çok yüce ve ulvi  bir makamdır. Hakkıyla yapılması gerekir. Şayet İmamlık bugün hakkıyla ifa edilseydi İslam dünyasının bu perişan ve zelil hali olmazdı. Esasen peygamberimizin yaptığı bir görevdir.

          Türkiye ve dünyadaki İmamları maalesef çağı tam olarak okuyamayan, sanat, kültür, bilim, edebiyat, tiyatro, sinema vb sosyal faaliyetlerde oldukça etkisiz ve ilgisiz olan büyük ama büyüklüğünün farkında olmayan ulvi ama ulviyetin ve şuurun idrakinde olmayan bir camia  olarak görüyorum.

          Toplumda imamların bir imaj sorunu olduğu muhakkak… Bunun tarihsel ve sosyal sebepleri var. Yıllardır Kemal Sunal filmlerinde imamlar sahtekar, din tüccarı, açıkgöz geçinen  tipler olarak sahneye kondu maalesef. Bunda hiç mi imamların suçu yok! Elbette var.

Bu ülkede daha düne kadar imam olmak çok kolaydı. Sadece İmam Hatip Lisesi mezunu olmak ve yapılan sınavı kazanmak yeterliydi. Bugün kültür, sanat, müzik donanımı olan imam sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Ayrıca kendini her konuda geliştirme, ihtisas sahibi olma gibi gayret de olmayınca ortaya ciddi bir imaj sorunu çıkmaktadır.

          Bu haliyle toplumlara hitap etmede başarısız olunacağı aşikardır.

Çözüm gayet basit.

  1. İnsanlığın selameti, sulhu, kardeşliği, saadeti için çalışmayı ve çaba göstermeyi dert edinecek imamlar Peygamber ve Kuran yolundan gidenlerdir.
  2. Samimiyet ve ihlas çerçevesinde hareket edecek şuurlu ve güzel ahlak sahibi imamlar gönülleri fethedebilirler.
  3. İnsanların gönül alemlerine hitap edebilecek evrensel projeler ortaya koyacak İmamlar ancak çağı okuyabilirler ve etkili olabilirler.
  4. Sosyal yaşamda daima önde, herkesi kucaklayan ve saygı duyan; herkesi yaratılandan ötürü seven alçakgönüllü ve merhametli İmamlar halkın sevgilisi olabilirler.
  5. İslam’ın meşru gördüğü her projede var olan İmamlar tevhidin gereklerini ve açılımını yerine getirirler.
  6. Gönüller yapmaya aday olan İmamlar hoşgörü ve muhabbet geleneğinin temsilcisi olabilirler.

          Bu anlamda yapmış olduğum Rock -Tasavvuf müziği projesi özelde imamların genelde İslam’ın imajına çok olumlu kazanımlar ve katkılar sağlayacaktır. Çünkü projenin özünde herkesi “Bir” olarak gören ve saygı duyan tevhit akidesinin açılımları mevcuttur. Kendini dinsiz, deist olarak görenlerin bile şahsıma ve misyonuma yönelik  olumlu tepkileri ayrıca çok büyük kitleleri harekete geçiren ve “İşte imam böyle olmalı!” “Bütün imamlar böyle olsa dinin önündeki engeller kalkar” gibi mesajlar bu misyon ve projenin dünya çapında çok güzel mana ve insani değerlerin tekamülüne katkı sağlayacağını ortaya koymuştur.”

“Büyük oyunu bozmanın kurallarından birisi de keneviri yaşamımıza sokmaktır.”

 

Kariyer planınızda ticaret,din adamlığı ve müzisyenlik üçlüsünden hangisine önceliği verirsiniz.

          “Ticaret! “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” demiş Yüce Atatürk. Sağlıklı, zinde, mutlu  ve muhakeme yeteneği gelişmiş bir toplum inşa edebilirsek geleceğimizi kurtarabiliriz. Bu da beslenmiş olduğumuz besin maddelerinin sağlıklı ve kaliteli olmasından geçmektedir. Bu açıdan kenevir bazlı ürünleri hayatımıza mutlak surette katmalıyız.Büyük oyunu bozmanın kurallarından birisi de keneviri yaşamımıza sokmaktır.”

 

          Savaşım Aşka Dair

         

          Bundan sonra hayattan beklentiniz nedir?

          “Gelecekle ilgili plan ve proje yapmamaya gayret gösteriyorum. Çünkü nefsimle olan mücadelede zayıf kalıyorum. Çünkü nefis,ego çok şey istiyor.

          Allah’a itimat ediyor ve kul teslimiyeti içerisinde O’nun açtığı yolda ilerlemeye çalışıyorum. Bu hislerle hareket ettiğim zaman projenin asıl sahibinin Hakk olduğu bilinci ve idraki tecelli ediyor. Ben acizene aklım erdiği ve gücümün yettiğince cüz’i irademi doğru ve akılcı bir şekilde kullanmaya gayret gösteriyorum. Külli hadiselerin tecellisini mutlulukla seyrediyor ve bana düşeni yapmaya çalışıyorum.

          Bugüne kadar olan gelişmelerin her biri beklemediğim olaylardı. Bekleseydim olmazdı diye düşünüyorum. Ben sadece bana düşeni yapıyorum. Gerisini Yaradan’a bırakıyorum.Tüm canlıların geleceği için çalışmak ve sağlam bir irade ortaya koyabilmek, ekosisteme renk ve ışık katmak benim beklentim.

          Benim mücadelem sizle değil size dair. Sizleri nasıl daha çok sevebileceğime dair. Savaşım aşka dair.”

Söyleşi: Mehmet Özgür Bozkurt