Kent Hakkı Forumu’na yoğun ilgi

Antalya Kent İzleme platformu tarafından düzenlenen Kent Hakkı Forumu yoğun bir katılımla Antalya Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleşti.

Antalya Sokakları – Antalya Kent İzleme Platformu’nun(AKİP) gerçekleştirdiği Kent Hakkı Formu’nda Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin kent hakkı karnesini çıkarıldı. Forumda kentsel yaşam, kent hakkı, Büyükşehir Belediyesi’nin bütçe uygulamaları kentsel yenileme, kentsel altyapı, kent içi ulaşım, su kaynakları, toplumsal cinsiyet ve yerel yönetim gündemleri, kent ve çocuk, yaşlı ve engelliler için kent hakkı, kent savunma pratikleri gibi birçok başlık öne çıktı. Akademisyen, hukukçu, mühendis, mimar, sendikacı ve aktivistlerin yaptığı sunuşlar sonrası serbest kürsü oturumunda, foruma dinleyici olarak katılan birçok kişi eleştiri ve taleplerini dile getirdi.

Kent İzleme Platformu Dönem Sözcüsü Avukat Mustafa Şahin’in açılış konuşmasıyla program başladı. Avukat Mustafa Şahin konuşmasında şu ifadelere yer verdi. “Kent hakkı kolektif bir haktır. Yani toplumsal ihtiyaçların ayrıcalıksız karşılanmasını gerektirir. Yaşam alanlarımızın biçimlendirilmesinde söz sahibi önce kentte yaşayanlar olmalıdır. ”
İstanbul Şehir Plancıları Odası Başkanı Akademisyen ve Gezi Platformu sözcülerinden Tayfun Karaman “Kentsel Yaşam ve Kent Hakkı” başlığında ilk sunuşu yaptı.



İstanbul Şehir Plancıları Odası Başkanı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Tayfun Kahraman: “Bugüne kadar Türkiye’de belki de dünyada verilen en büyük kent hakkı mücadelesi Gezi Parkı. Sadece bir kent hakkı söylemi değil aynı zamanda bir yaşam hakkı söylemi. Kent hakkı mücadeleleri kentlerde eşitsizliklerin en dibinde yer alanların bir anlamda mücadelesi oluyor. Yani değişim değeri üzerinden kurgulanan dünyadan pay alamayanların mücadelesidir. Kent sorunsalına ilişkin kullanım ve kentlinin kente sahiplenmesi üzerinden öne çıkan şey kentlilik bilinci ve bu kentlilik bilinci üzerinden de neyi talep edeceğini bilmesi. Yani biz talep ettiğimiz oranda kent hakkına sahibiz. Eğitim hakkı, güvenli bir kentte yaşama hakkı, temiz su, temiz hava, kıyılardan eşit yaralanma, toplu ulaşım, ucuz gıdayı talep etmek kentlilik bilincinin doğurduğu bir sonuçtur ve tüm yurttaşlarımız tarafından talep edilmelidir.

Akademisyen Süleyman Ulutürk- Antalya Büyükşehir Belediyesi Bütçe Uygulamaları:
Türkiye’deki 1980 sonrası yerel yönetim düzenlemelerini ele alan Süleyman Ulutürk, mali düzenlemeler ile ilgili sayısal verileri aktardı. Antalya Büyükşehir Belediyesi bütçesi’nde değişikleri toplam gelir, harcamalar, borçlanma gereği başlıklarıyla inceleyen Süleyman Ulutürk 2010 ve 2015 yılı dışında Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin sürekli olarak gelir ve giderler arası dengesizlik durumu sonucunda açık verdiğinin ve dış borçlanmanın son yıllarda arttığının altını çizdi. Süleyman Ulutürk sunuşunu şu ifadelerle sonlandırdı: Büyükşehir Belediyeleri borçlanmalarında önemli artışlar gözlemleniyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi’de iç borçlanmanın yanı sıra dış borçlanmaya daha çok başvuruyor. Belediye hizmetleri dış kaynağa ve yabancı yatırımlara bağımlı hale getirilmiştir.

Şehir Plancısı Haşim Dikencik- Doğal Kültürel Tarihi Alanlarda Planlama Ve Kentsel Yenileme: “Doğal, kültürel alanlarda planlamada belli başlıklar olsa da alana göre değişim olması gerekiyor çoğu zaman. Projelerle ilgili yönetim hedefleri koymak gerek; sivil inisiyatifi yönetime dahil etmek gerekiyor.”

İMO MYK Üyesi Cem Oğuz- Kentsel Altyapı Kent İçi Ulaşım:
“Antalya, her on yılda nüfusu iki kat artan bir kent. Motorlu taşıt kullanımında da üçüncü büyük kent. Bir kentte ulaşım planlamasında çevre yollarının yapılması, toplu taşımanın iyileştirilmesi, akıllı ulaşım sistemleri kullanılması ve  toplu ulaşıma teşvik yolları izlenmelidir

2014 yılında battı çıktı kavşaklarla tanıştık. Bunlar ancak çevre yollarında olmalıdır kent merkezlerinde değil. 3 katlı kavşaklar sinyalizasyon olmadığı için çözüm üretemiyor.

1989 tarihinden bu yana 8 ulaşım planı yapıldı. Şu an için ulaşım planlaması yok. Bir önceki dönemde metrobüs, raylı sitem çıktı ama hala bir gelişme ya da ulaşım sorunuyla ilgili bir iyileştirilme yapılamadı. Tek yenileme araçlarda oldu. Üç çevre yolumuz var ama kuzeybatı çevreyoluna henüz başlanmadı bile. Bitti denilen günü kurtarma uygulamalar bilimsel olarak hiçbir ihtiyaca cevap veremiyor.”

İnşaat Mühendisi Galip Büyükyıldırım- Antalya’nın Suları:
“Zengin su varlığımızı coğrafyamıza borçluyuz. 6-7 havzanın yerüstü ve yeraltı suları Antalya’ya akar. Yıllık toplam yağış kadar birim başına düşen yağış önemlidir. Türkiye bu konuda dünyada birinci. Akarsularımız bundan dolayı zengin. Tarih boyunca bu akarsulara bağlı olarak birçok uygarlık bu bölgede kurulmuştur. Kurulmuş bu uygarlıklar su kullanımı için bugün de kalıntıları hala duran kanalizasyon yapıları, çeşmeler, sarnıçlar, köprüler ve kemerler yapmışlardır. Ancak günümüze baktığımızda kent içi kaynaklardan bazılarının yok edildiğini, bazılarının yok olmak üzere olduğunu ya da kirliliğe teslim edildiğini görüyoruz. Kamu ve halk yararına planlamalarla bu kaynaklar korunmalıdır.”

Gıda Mühendisi ve Akademisyen Bülent Şık hakkın açılan soruşturmanın savunması için yaptığı hazırlıklar nedeniyle foruma katılamadı. Kent İzleme Platformu’nun bu forum sonunda çıkaracağı kitapçıkta tüm sunuşların içeriği ayrıntılı bir şekilde yer alacak.


Akademisyen Özay Göztepe- Kentsel Dönüşüm ve Kepez Santral Mahallesi:
“Kentsel dönüşümün yasal dayanağı Belediye Kanunun 73. maddesidir. Bu kanuna göre eskiyen kent yapılarının yenilenmesi, kültürel tarihi yapının korunması, deprem riskine karşı tedbir, donatı alanları oluşturma gibi dayanaklarla gerçekleştirilebilir. Bizim dayanaklarımız genelde deprem riski ile ilgili oluyor. Afet risk alanı belirlenmesi için yerbilimsel etüt raporu ve teknik rapor yapılmalı. Aynı zamanda imar mevzuatına aykırı yapılarının fazlılığı da ‘riskli’ niteliğini alana kazandırabiliyor.
Örneğin Kepez Santral mahallesi  132.7 hektarlık bir alan. Nasıl ilan edildiği bilinmemekle birlikte riskli alan olarak ilan edildi. 3.267 hak sahibi var 19.000 konut inşaa ediliyor. 13.500 kişinin yaşadığı alanda 76.000 kişi yaşamaya başlayacak kaba bir hesapla. Kentsel dönüşüm süreci tamamlandığında burada yaşayacak nüfusun artışı tartışma konusu. Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel proje ile ilgili mesajında sağlıksız yapılaşmanın önüne geçilip mülkiyet sorunun çözüleceğini ifade etmişti. “

Mimar Fatih Söyler: “Türkiye’de demokrasinin yerine seçilmişlerin erkini yerleştirme hastalığı, yerel yönetimlerde 1994 yılında başladı. Bilime, bilgiye, hukuksuzluğa karşı idare mahkemelerinin ve Danıştay’ın aldığı kararlara uyulmadı. ”Davalar ideolojik” denildi, yeni hukuksuzluklar yaratıldı. Kenti hız yolları ile paramparça eden, yayaya, engelliye, yaşlıya, çocukluya hak tanımayan bir belediyecilik anlayışı, kentin ana planına ve ulaşım planına aykırı imar uygulamaları ile kente karşı suçta eşik atlandı. Parsel bazında imar uygulamalarına geçildi. Altyapı, yoğunluk, sosyal donatı alanları, aktif yeşil alanlar, kamusal alanların kentli yararına değerlendirilmesi gibi ölçütler, daha fazla rant ölçütü karşısında yok sayıldı. Öyle ki elinizde sadece çekiç varsa tüm sorunları çivi olarak görürsünüz deyişi beton ve rant ile içselleştirildi. Mahkemelerin yerindelik kararı alamayacağı vurgusu ile idare edimlerinin yargıdan muaf tutulması hedeflendi. Kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yasal mevzuat değiştirilerek özellikle doğa tahribatındaki engeller kaldırıldı. Kamu yararı kavramı halkın bütününün yararı olmaktan çıkarıldı, ranta katkı büyüklüğü olarak değiştirildi.

Yerel yönetimlerde başlayan hastalık, bütün bu olumsuzluklar katlanarak günümüze taşındı. Kentler kentlilerin sivil toplum örgütleriyle, meslek odalarıyla ya da bireysel olarak karar erkinden uzaklaştırıldığı, “Ben yaptım, oldu” anlayışına teslim edildi. Kentlilerin ise olup bitenlere karşı gün geçtikçe oluşan kanıksama hastalığına tutuldukları izlenmektedir. Antalya il merkezinde ve ilçelerinde bu gelişmeleri, hem kentsel mekânda hem kırsalda yaygın olarak görmekteyiz.”

Mimar Recep Esengil- Yerel yönetimlerin 5 yıllık sürelerinin büyük çoğunluğu kriz döneminde geçecektir. Bu da kentleri zor bir süreci beklediği anlamına gelmektedir. Cumhurbaşkanı’nın belediye başkanı tanımdaki “Kaynak yaratan Başkan” ifadesi de niyetleri ortaya koymaktadır. Kaynağın kentler olduğunu da hepimiz biliyoruz. İnşaat sektörüne ve bu sektörün kışkırttığı arsa ve arazi rantına bu dönemde de kurtarıcı gözüyle bakılmaktadır. Bir kent için onur sayılacak tarihi ve kültür değerleri ile doğal güzelliklerin ne yazık ki şanssızlık haline geldiği Antalya yine ilk akla gelen olacaktır. Bu süreçte kentsel dönüşüm yasasının kolaylaştırıcı olarak devreye sokulması düşünülebilir. Bununla ilgili yeni yasal düzenlemelerin yapıldığı bilinmektedir. Geçen dönem hazırlıkları yapılan ancak oluşan tepkiler üzerine şimdilik gündemden uzak tutulan Kentsel Dönüşüm Master Planı mevcut yönetimin Antalya’ya yönelik niyetlerinin önemli ipucudur. İmar planı adı altında çıkarılan af yasası cumhuriyet tarihinin kentlere verdiği en büyük zarar olacaktır. Side, Kaleiçi, Haşim İşcan, Kaş, Kekova, Üçağız gibi yüzlerce doğal, kültürel ve tarihi sit alanlarının geleceği ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Gelişmiş ülkelerde dijital devrimini tamamlamış ve yapay zeka dönemine başlamışken bizler akıllı kentin ne demek olduğunu tartışır durumdayız. Liberal ekonomilerin her dönem olduğu gibi yeni teknolojileri ülkemize dayatması gecikmeyecektir. Ancak bunlarla ilgili hiçbir altyapı çalışması yapılamamaktır. Eğer gerekli önlemler alınmazsa uzun vadede bu konudaki altyapı çalışmalarının bedeli çok ağır olacaktır. Mevcut anlayışla planlamalar devam ettiği takdirde kentsel mekanların kısa sürede çöküntü alanlarına dönüşmesi kaçınılmazdır.

Akademisyen Nadide Karkıner- Toplumsal Cinsiyet ve Yerel Yönetim Gündemi:
“Yasalar önünde eşit olmak kadınların yaşam koşullarının iyileşmesi için yeterli değil. Fiilen bunun sağlanması gerekiyor. Örneğin; kentte eşit dağılmayan fiziki altyapı unsurları bir sorun. Kadın mekânları, kadın işi olarak tanımlanan işlerin yerine getirilmesi için oluşturulmuş yerler. Kadın plajı örneği bir çözüm üretmek üzere var olmamış sorunun kendisini beslemiştir. Yüzde 30 yerel yönetimde kadın temsili olması gerekiyor yasal olarak. Esas çözüm bu konuda kadınlar tarafından denetlenip izlenebilecek yerel politik gündem oluşturulması. Kadın örgütlerin yerel düzeyde örgütlenmesi bu konuya katkı sağlayacaktır.”

Avukat Banu Altunlu- Kent ve Kadın:
“Birçok yerde olduğu gibi Antalya’da da kadınların en fazla sıkıntı yaşadığı alan şiddet ve Antalya kadın cinayetleri konusunda Türkiye’de ikinci sırada. 2018 yılının verilerine göre Antalya’da şiddet mağduru olarak kadınlar sırasıyla en çok psikolojik,  fiziksel, ekonomik şiddet şikâyetiyle başvuru yapıyor. En çok Kepez bölgesinden başvuru var. Kadın sığınağı bulunuyor. Biri belediyeye ait diğerleri ise devlete. Bu sığınakların çocuklar dahil olmak üzere 90 kişilik bir kapasitesi var. Bakanlık verilerine göre sayı yeterli ancak bu da sorgulanmalı. Çünkü şiddet oranı çok yoğun. Sayının arttırlmasıyla birlikte nitelikli hale getirilmelisi de önemli. Sığınaklarda bulunan birçok kadın kendilerini cezaevinde gibi hissettiklerini ifade ediyor. Kadın istihdamı konusunda daha büyük adımlar atılmalı.”

Bir yandan Antalya’da yabancı kadınlara yönelik ön yargı nedeniyle dikkate alınmama durumu var. Tercüman yabancı kadınlar için tercüman desteği sağlanmalı.  Kamusal alanlarda ışıklandırma ve kamera sistemi konusunda sayı arttırılmalı. Üniversite bölgesi buna dahil. Döşemealtı, Aksu, Kepez gibi bölgelerde bu eksikler yoğunlukla görülüyor. Örneğin özellikle bu bölgeler için kadınlar duraklar dışında da evlerine yakın yerlerde indirilebilir. Göç, nüfus yoğunluğunun artmasına neden olurken düşük ücret, güvencesizlik gibi sorunları ortaya çıkıyor. Kepez Habibler Mahallesi’nde serada çalışan kadınların ücretleri eşlerine ya da partnerlerine veriliyor. Antalya boşanma hızında 2. sırada. Genelde boşanma sonrasında kadınlar ekonomik sıkıntılar yaşıyorlar. Bu anlamda istihdamlarının sağlanması için pozitif ayrımcılık sağlanması mümkün olmalı. Kadın sığınaklarına 12 yaş üstü erkek çocuklar alınmıyor. Bundan dolayı bazı kadınlar zor durumda kalabiliyor. Belediyelerin lojman benzeri ücretsiz ya da düşük ücretli kalacak yer sağlaması gibi çözüm için yardımcı bir adım olacaktır. Çevreci komşu kart uygulaması sadece ev içi çalışan kadınlar için avantajlı bir durum. Bu uygulamanın yaygınlaşması gerekir. Okuma yazma kurslarının tüm mahallelere yayılması gerekir. LGBTİ+’ler de şiddete maruz kalıyor. Muratpaşa Belediyesi 12 trans seks işçisiyle görüşerek yaptığı araştırma sonucu şu problemleri saptıyor: Genelevlerin kapatılması nedeniyle cinsel yollarla bulaşan hastalıklarda artış gözleniyor. Yaşadıkları evler sürekli olarak basılıyor. Sosyal ve ekonomik alandan  soyutlandıkları için bu iş bulabilme ve çevre edinme konularında sorun yaşıyorlar.”

Avukat Serap Ertuğrul- Kent ve Çocuk:
“Hızlı kentleşme ve yoğun göç çocukların sağlık ve güvenli ortamda büyümesini engellemektedir. Park ve bahçeler çocuklar için daha nitelikli hale getirilmeli. Bu alanlar yerel yönetim algısına göre değil çocuk ihtiyacına göre dizayn edilmeli. TÜİK verilerine göre 0-17 yaş çocuk sayısının il nüfusuna oranı yüzde 26. Bu oranın içinde göçmen mülteci çocuklar yok. Bu çocukların bir çoğu cinsel ve ekonomik sömürüye maruz kalıyor. Yine TÜİK verilerine göre 2015-2019 yılları arasında 2 milyona yakın çocuk okuma şansını elde edemiyor. Bu oran tabii ki kayıtlı nüfus için geçerli. Açık liselerin gündeme gelmesi örgün eğitimi 2. plana atıp çocukları eğitimden uzaklaştırıyor. Taşımalı eğitimin bir sonucu olarak çocuklar maalesef tarikat ve cemaatlerin eline düşüyor.  Belediyelere bu noktalarda şu görev düşüyor. Mevcut yurtların kontrol edilmesi ve devlet kontrolünde yeni yurtlar kazandırılması gerekiyor. İlimizin yoğun göç alması yine en çok çocuklar etkiliyor. Habibler, Güneş mahallesi gibi mahallelerde yaşayan çocuklar kent ile büyük bir uyum sorunu yaşıyor. Suça karışması, dilendirilmesi sosyal anlamda zorluk çekmesi bu durumun örneklerini oluşturuyor.
Kentler çocuklar için yaşanabilir hale getirilse diğer dezavantajlı guruplar içinde yaşanılabilir hale gelir.”

Geontolog Suzan Yazıcı- Antalya’da Yaşlı ve Engelli Olmak:
“Yerellerin seçim yatırımları hiçbir altyapı olmaksızın yaşlı dostu şehir olacağız vaadini ortaya koysa da Türkiye’de bu unvanı alan bir şehir henüz yok. Yaşlı ve engelliler için yapılacak hizmet zinciri disiplinle kurulmalı. Bir eksiklik tüm zinciri yok edebilir. Antalya’da yaşlı ve engelliler için evde sağlık ve evde temizlik hizmeti yoğunlukta. Daha çok merkez belediyelerinde var. Küçük belediyelerde bütçe kısıtlamaları nedeniyle uygulama yapmak mümkün olamıyor. Mevcut yaşlı ve en engelli hizmetlerine ulaşım kolay olmayabiliyor. Seçim yatırımı olarak görülen bu tür hizmetler aslında hak ve talep edilmesi gerekiyor. Bu konuda kat edilecek çok yol var.”

Arkeolog/Rehber Selda Baybo: ‘’Antalya geçtiğimiz çeyrek asırda fiziki ve demografik açıdan Türkiye’nin en hızlı dönüşüm gösteren kentleri arasında yer almakta. Kent her biri tek tek ele alındığında iç ve dış göçler, çarpık yapılaşma, yeni üretim araçlarının kullanımındaki yaygınlık gibi unsurlar değişimi göstermektedir. Yakın geçmişe değin köy, bugünler de ise mahalle, sokak olarak tanımlanan çeper modernleşiyor, kentleşiyor. Bu gerçekleşirken de geçmiş deneyim ve birikimleri yansıtan binlerce yıllık hafıza zayıflıyor. Antalya kendini ifade edecek kolektif kimliği gösteremiyor. Antalya’da somut ve somut olmayan kültürel değerleri korumak belediyelerin sorumlulukları arasındadır. Yerel yöneticiler kültürel değerleri koruma konusunda gösterdikleri çabada samimi olmadıkları, kayıt altına alma ve koruma yerine kullanma esasına dayandığı, politik ve ideolojik tercihlerle sermaye memnuniyetine dayanarak tahrip ettiği için yetersizdir. Bu konuda öncelikle önerimiz, Antalya kentinin kültürel miras yönetim stratejisinin oluşturulmasıdır. Bir diğeri ise kent müzesinin uluslararası ölçeklerde bağımsız ve demokratik bir hürriyete kavuşturularak, somut ve somut olmayan değerlerin kayıt altına alınarak, yurttaşlara sunulmasıdır.

Avukat Tuncay Koç- Kent Savunması ve Hukuk:
“Kent için yapılacak tüm projeler hakkında halkın bilgilenme ve katılma hakkı vardır. Bilgilenme hakkı kullanılamadığından katılım hakkı da kullanılamıyor. İtiraz hakkımız da bulunuyor. Ancak dava açılabilme durumu yasal sınırlamalarla engellenmiş ve açılabilse dahi ret görebilmektedir. Bu nedenlerle çevre mücadelesi davalar ile değil kamuoyu baskısıyla kazanılır. “

Halkevleri MYK Üyesi Kutay Meriç- Kent Savunma Pratikleri:
“Kent hakkının sınıfsal bir yönü vardır. Neoliberal politikalar neticesinde yapılan uygulamalar ve sonuçlarına bakıldığına bunu somut bir şekilde görebiliyoruz. Türkiye’nin her yerinde kente yönelik yağma harekâtları direnişle karşılaştı. HES’lere karşı Ahmetler Köyü direnişi Türkiye’ye örnek olabilecek niteliktedir. Köylünün sahip çıkmasıyla müteahhitlerin eli silahlı insanlarına rağmen birçok gücü bir araya getirmiş ve başarılı bir direniş gerçekleşmiştir. Giritli Parkı’nda da mahalleli birçok örgütünü ve odağı arkasına alarak direnmiştir. Bu da Türkiye’ye örnek olabilecek niteliktedir. Ve mahallelinin gerçekleştirdiği referandumla bu park kazanılmıştır. Konyaaltı Sahili Projesi’ne karşı vermiş olduğumuz mücadeleyi de kazandıkdık. Çünkü başta açıklandığı haliyle şu an ki hali ortada. Şu an bir taşkın önleme faaliyetinden fazlası değil. Menderes Türel bunu ben yaptım ben halkçıyım dese de bunu biz kazandık. Sorunun sahipleriyle kentliler birleştiği zaman mutlaka kazanılır. Enerji hakkı içinde 2 gün süren etkili bir mücadele yürütüldü. Kadın plajı uygulaması için de Menderes Türel cevapsız kalmadı. Belediyeye ait öğrenci yurdunun TÜRGEV’e verilmesine yine kayıtsız kalınmadı. 2016 yılında zamlar üzerine başlayan ulaşım hakkı mücadelesi yine yakın zamanın örneklerinden. Phaselis ve Alakır Vadisi içinde sorunun sahipleri ve kentliler birleşerek direndiler. Önümüzdeki dönem neler olabilir. Yerellerde kaynak yaratın dediler. Evet, yapmaya çalışacaklar. Bina bazlı kentsel dönüşüme yoğunlaşarak inşaat sektöründeki krizi gidermeye çalışacaklar. Bundan sonrası içinse kent savunması konusunda birleşik bir örgütlenme ile daha çok geri adımlar attırabilir.”

Tüm-Bel Sen Yöneticisi İlhan Karakurt: ‘’İnsanlar önceden personel, memur olarak değerlendirilirken artık insanları insan olmaktan çok üretim sürecinde kullanılacak ve kullanılma değeri taşıyan bir pozisyona itildiğini görüyoruz. Başta yerel yönetimler olmak üzere devletin tüm birimlerinde temel giderler belirtilirken, personel giderleri denirken şimdi insan kaynakları giderleri denilerek çalışanlar maliyet artırıcı olarak gösteriliyor. Böylelikle giderin azaltılması için sosyal haklar insanların ellerinden alınıyor. Belediyeciliğin tarihi Paris Komünü ile başlamaktadır, yani kente yaşayanların yönetime katılması, söz ve yetki alması, sonuçlarını değerlendirerek süreçte yer almasıdır. Ancak bugün artık belediyeler şirket gibi yönetiliyor hatta devlet bile şirket şekilde yürütülmek isteniyor. Büyükşehir belediyesinde insan hakları ihlali yaşanmaktadır. Büyükşehir yasası uygulaması ile her şeyi tekleştirilmeye çalışılmakta, çalışanlar sürgün edilmektedir. Tek adam rejimi insanlığa aykırı, kadına aykırıdır. Tek adama karşı çok insan diyoruz.

SERBEST KÜRSÜDE DİKKAT ÇEKEN BAŞLIKLAR
Sunuşların ardından foruma katılan dinleyicilerden çok sayıda kişinin konuşmalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
Evsizler adına Mehmet Doğruer: “Biz evsizler olarak belediyenin açtığı yerlerde yazın kalıyoruz ama yazın yine sokaktayız. Sürekli aynı kıyafetleri giyindiğimiz için insan bizden korkuyor. Hastaneye gittiğimizde tedavi göremiyor, ilacımızı alamıyoruz. Bizim istediğimiz bizi dışlamamanız. Biz de sizler gibiyiz. Çalışıp ekmeğimizi kazanmak istiyoruz, iş istiyoruz. Belediyeye gittiğimizde orada da dışlanıyoruz. Biz suç insanı değiliz, topluma kazandıralacak insanız. Ama elimizden tutulması gerek.”

Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu adına Avukat Evrim Ercan:
“Hayvan haklarıyla ilgili ilk sorumluluk sahibi belediyelerdir. 
Barınaklar oldukça niteliksiz ve hayvanlar için bir kurtuluş değil. Antalya’daki barınakların koşulları birçok şehire göre iyi ama kötünün iyisi. Hayvanların toplatılması bir sorun ve belediyenin ihmalkârlığı. Belediyenin hayvanları toplatıp ormanlık alana bırakması sonucu kuduz mikrobu yaygınlaşıyor.  Antalya’da tartışmaları sürekli olarak yapılan faytonlar ise bir an önce kaldırılmalı.”

Öğrenci Kolektifleri adına Ebru İntibay:
“Bizler Antalya’daki üniversiteliler olarak bu kentte bir yerimiz, doğal bir söz hakkımız ve yerel yönetimlerden beklentilerimiz olduğunu belirtiyoruz:

  • Üniversite mahallelerine kültür merkezi açılması, Kültür Mahallesi’ndeki Özgecan Aslan Kültür Merkezi gibi var olan kültür merkezlerinin işlevselleştirilmesi.
  • Şehir merkezinde bulunan kütüphanede üniversitedeki akademisyenlere danışılarak akademik kütüphane oluşturulsun.
  • Kar amacı gütmeyen belediye yurtları açılması
  • Öğrenciler için ulaşım fiyatlarının düşürülmesi
  • Belediyeler tarafından üniversitelilere burs sağlanması
  • Şehir merkezindeki sosyal kültürel faaliyetlerin arttırılması ve ulaşılabilir olması
  • Üniversitelilere ücretsiz yemek ve sıcak içecek verilmesi. Örneğin İzmir’de Bornova Belediyesi’nin yapmış olduğu gençlik merkezinde öğrencilere ücretsiz yemek sıcak ve soğuk içecek verilmektedir.
  • Büyükşehir Belediyesi’nin kampüs içerisinde üniversitelilere yönelik çeşitli sosyal kültürel etkinlikler ve belirli zamanlarda herkesin ulaşabileceği şekilde çay-çorba dağıtımı yapması
  • Üniversite öğrencilerinin temel ihtiyaçlarının belediye tarafından ya daha ucuz ya da direkt yardım şeklinde verilmesi
  • Üniversiteli mahallelerine ücretsiz Wi-Fi sağlanması.



1 YORUM

Comments are closed.