Are Projects: Antalya’da tüm sanatçılara açık bağımsız çalışma alanı

Antalya’da dövme sanatçısı Gül Yavuz ve ressam Baran Kurtoğlu tarafından kurulan, bağımsız çalışma alanı Are Projects’e konuk olduk. Yavuz ve Kurtoğlu ile Are Project’in kuruluşunu ve amaçlarını konuştuk

Are Projects, 2019 yılında Antalya’da kurulan bağımsız ve disiplinlerarası bir çalışma alanı. Antalyalı dövme sanatçısı Gül Yavuz ve ressam Baran Kurtoğlu mekanın kurucuları. Sanatçılara ve fikirlerini üretmek isteyenlere açık bir mekan. Şehrin kültür sanat alanlarını beslemesinin yanında sanatçılara üretim süreçlerinin en başından itibaren destek olması büyük önem taşıyor.

Tüm üretim sürecini kolektif bir emekle sürdüren Are Projects, başka bir üretim alanının mümkün olduğunun kanıtı niteliğinde. Bir otorite baskısı olmadan, özgür ve güvenli bir alanda sanat ve fikir üretimini destekleyen bir oluşum.

Are Projects sizi bir sergi mekanıyla karşılarken içeri girdiğinizde sergi alanının arkasında bir de üretim alanıyla karşılaşıyorsunuz. Birçok farklı alandan insanla karşılaşabileceğiniz, üretim süreçlerine konuk olabileceğiniz ya da sohbetler edebileceğiniz bir mekan.

Kurucuları Gül Yavuz ve Baran Kurtoğlu ile Are Projects üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Are Projects’ in kurucuları olarak öncelikle sizi tanıyarak başlamak isterim.

Hasan Baran Kurtoğlu: Antalyalıyım. Marmara Üniversitesi’nde resim bölümünde okudum. Sonrasında yüksek lisansımı da aynı okulda resim bölümünde yaptım. Yüksek lisansımı bitirmeye yakın bir zamanda Antalya’ya döndüm ve o sırada Gül’le tanıştık.

Gül Yavuz : Ben de Antalyalıyım. Atso Güzel sanatlar lisesinde okudum. Lisede grafik tasarım ya da görsel iletişim tasarımı okumaya karar verdim. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde grafik tasarım eğitimi aldım. Antalya’ya döndüğümde dövme ile tanıştım. Dövme ve grafik tasarım arasında kurduğum bağlantı beni heyecanlandırdı ve kendime bir stüdyo açtım. Çalışmalarıma devam ederken Baran’la tanıştık.

Are Projects fikri nasıl ortaya çıktı? Mekanın açılma süreci nasıl gelişti?

Gül: Aslında ikimizin ayrı atölyeleri vardı. Alanlarımızı birleştirip daha büyük bir alan oluşturabiliriz diye düşündük. Üniversitedeyken yaptığımız sohbetlerde ne kadar zorlandığımızı paylaşıyorduk. Okumanın, güzel sanatlar eğitimi almanın, okul bittikten sonra atölye kurmanın onu sürdürülebilir kılmanın zorluklarını gördük. Farklı fikirlerle, farklı insanlarla bağlarımızı güçlü tutmanın üretimin sürdürülebilir olmasını sağladığını gördük. Biz zorluklar yaşayan iki şanslı insan olarak birbirimizi bulduk ve bu zorlukları yaşayan insanlara alan açmak için ne yapabiliriz diye konuştuk.

Baran: Bu açtığımız alanın da güvenli bir alan olmasını istedik.

Gül: Ecem Ümitli benim çocukluk arkadaşım. Onunla hep bir gün aynı alanda çalışır mıyız diye hayaller kuraradık. Böyle bir alan kurmak için de iyi bir direktöre ve küratöre ihtiyaç var. Ecem Ümitli’de bu konuda bize çok büyük bir destek verdi ve veriyor.

Bu profesyonel alanı yeniden yaratmak gibi bir istek mi? Mevcut örneklerindeki hiyerarşiyi yıkıp samimi ve eşit ilişkiler kurmak ve bunu profesyonel bir çevrede yapmak mı?

Gül: Kesinlikle. Zaten sağlam ilerlemesi de buna bağlı. Ticari bir kaygımız yok, bu alanı desteklemek, bir köprü olmak amacındayız. Tabi bir sergi ve etkinlik maliyeti bile zorlayabiliyor. Bunlar biraz bilinen ve kaçınılan şeyler oluyor ama yavaş yavaş bu yolda destekçiler bulacağımıza inandık. Çünkü bence Türkiye’de ve dünyada güzel insanlar, sanatseverler, üretimi destekleyen insanlar var ve bu bir kanal oluyor.

Are Projects sizin tanımınızla nedir peki ? İsmin bir anlamı var mı ?

Gül: İsim aslında yardımcı fiil olmaktan geliyor. Are yardımcı fiilinden. Amacımız da köprü ve aracı olmak.

Baran: Are Projects’te mekana girince bir otorite baskısı veya kavramının olmamasını istedik. Bu isteğimiz aslında buraya gelen insanlara güvenli bir alanı hissettirmek içindi. Kütüphaneye girdiğinde sessiz olmak gibi bir kural vardır buranın da kuralları var tabi ama düşünceni kısıtlayacak bir baskı yok. “Mekanlar düşünceleri şekillendiren yerlerdir.” düşüncesinden yola çıktık o yüzden burası ikiye ayrılıyor; sergi ve atölyeler kısmı. Sergi alanı ve atölye arası açık, kapatmıyoruz. Mekana giren kişinin, sergi alanından hemen sonrasında atölye alanını görmesi, sanatçıyla sohbet etmesi başka bir algı yaratıyor. Sadece sergi alanı olduğunda izleyici daha çekingen olabiliyor, anlamadığını sormaktan ya da fikir belirtmekten çekinebiliyor. Buranın açık olması insanların gelip temas kurmasına, işleri anlamasına, sorabilmesine, tartışabilmesine olanak sağlıyor.

Are Projects’teki sergi alanı da çağdaş galerilere dair olan beyaz küp kavramının dışında ve buna mesafeli bir alan diyebilir miyiz?

Baran: Evet. Galeri kavramından uzağız aslında. Girişte bir sanatçının işleri sergilenirken, atölye kısmında başka sanatçılar da işlerini sürdürebiliyor. İnsiyatif, galeri, atölye, açık alan gibi sıfatlara bindirmek de biraz sınırlandırıcı geliyor bize. Buna belki kişi karar verebilir, are’la olan ilişkisinden ne almak isterse kendisi anlam yükleyebilir.

Pandemi sürecinde siz nasıl etkilendiniz ve dünya çapında ve Türkiye özelinde kültür sanat alanında oluşan bu etkiyi aşmak için neler yapılabilir?

Baran: Biz bu alanı kişisel kazançlarımızla ayakta tuttuğumuz için hala etkilerini geçirmekte olduğumuz bu zorlu süreçte kapanma durumuyla karşı karşıya kaldık.

Gül: Ama şunu anladık; kurulan, şekil alan ve anlamına varan oluşumlar veya alanlar mekansızlaşsa da varlığını sürdürebilir. Proje bazlı geçici mekanlarda ilerleyebilir. Fakat fiziki alanın varlığı ve devamlılığı insanlarda daha fazla bağ ve anlam barındırabiliyor.

Baran: Bu süreçte Fongogo üzerinden bir destek çağrısında bulunduk. İnsanların desteği sayesinde süreci biraz da olsa atlatabildik.

Gül: Pandeminin getirdiği tecrübelerden biri de şunu farketmemizi sağladı; “Dekonstrüksiyon: Sanat ve Ekoloji” başlıklı bir proje üzerine çalışıyorduk. Sanatçı, ekolog, sanat yazarı ve küratörden oluşan 10 kişilik bir grupla 1 hafta süren online kamp yaptık. Sanatçılara eser üretimi ile ilgili sorular yönelttik ve ekologla da bunları daha derinden anlamaya çalıştık. Bu diyalog süresince eser oluşumundaki sürecin ne kadar önemli olduğunu farkettik.

Üretim aşaması uzun bir süreç olabiliyor ve bu süreçte sanatçıyı desteklemek, yanında olmak, ihtiyaçlarına cevap verebilmek sergileme alanı yaratmak kadar önemli. Bu üretim sürecine dair de deneyim kazandığımız bir artı oldu bizim için.

Baran: Ekoloji projesini sonrasında podcast olarak yayınladık ve bu haliyle internette bir sirkülasyona girerek çoğalmış olmasını değerli bulduk.

Peki sadece sanatçılar için bir alan mı burası? Farklı alanlardan da katılımcılar oluyor mu?

Gül: Fikir üretmek, bir konu hakkında konuşmak isteyen herkese kapımız açık. Çünkü her alan birbirini besliyor. Çok farklı alanlardan insanlar geliyor.

Baran: Ev sahipliği yaptığımız en farklı etkinlik, Akdeniz Üniversitesi’nden Doç. Dr. Nuray Atsan’ın yönetiminde gerçekleşen girişimcilik temalı konuşma serisiydi. Çalışmaları için burada toplanmak istediler. Onların burayı bulması ve konunun sanata gelmesi, böyle tartışmalara dahil olmak çok güzel bir şey.

Gül: Bir osteopatla tanıştık, hareket ve bedenin fonksiyonu üzerine sohbetler ettik. Bu konuyu sanattaki aks, duruş, oran-orantı üzerinden konuştuğumuz bir program serisi yapmayı düşünüyoruz.

Sanatçılar ya da bir fikri üretmek isteyenler sizinle nasıl iletişime geçebilir?

Gül: Sanatçılar mail aracılığıyla ulaşıyor. Onun dışında yolu Antalya’dan geçen sanatçılar gelip burada üretimine devam edebiliyor.

Şuan süren bir projeniz var mı?

Gül: Haziran ayında Melike Taşçıoğlu’yla bir sergimiz oldu, yakın zamanda bitti. Yaptığımız ekoloji ve sanat projesi de dijitalde devam ediyor. Bu süreçte SAHA’ya yaptığımız proje desteği başvurumuz onaylandı. Böylece projeyi büyütme şansımız olacak.

Anadolu Kültür’le yeni bir projemiz var. Türkiye’deki farklı sanat insiyatifleri ve kurumları ile ortak projeler üretmek üzerine.

Bu sanatsal üretimin belirli merkezlerden çıkıp farklı şehirlere yayılması için de güzel bir fırsat

Gül: Evet, kesinlikle. Ankara’da Anadolu Kültür’ün ilk toplantısında Mardin Kültür Derneği ile tanışmıştık. Kız çocukları ile yaptıkları projelerini anlattılar. Ülkenin her yerinde sorunlar, kaygılar başka, projeler de buna göre değişiyor. Göç, cinsiyet ve imkan eşitsizliği, eğitim gibi kavramlar üzerine düşünmek daha sorgulayıcı.

Baran: Bizim ihtiyaç önceliğimiz onların yanında lüks kalabiliyor.

Gül: Ama bu da tartışılmıştı neye göre ihtiyaç önceliği? Orada bu oluşumların birbirine ne kadar benzediğini de gördük ve bundan beslenmek çok güzeldi. Bu alanların yaygınlaşmasını istiyoruz.

İlerleyen zamanlar için yeni projeniz var mı?

Gül: Aslında en çok yapmak istediğimiz proje Antalya lokalindeki sanatçı, üreten, tasarlayan, çizen herkesin olduğu bir harita çıkartmak. Atölyeler, kaynak gösterilebilecek alanlar da eklenebilir.

Baran: Bir ağ oluşturup insanların birbiriyle iletişime geçmesini kolaylaştırmak, bizden bağımsız kendi kendine gelişen bir ağ olsun istiyoruz.

Son olarak sizi desteklemek isteyenlere bir çağrınız var mı?

Gül: Her insanın sağladığı imkan çok farklı, tanışıp çoğaldıkça paylaşarak ilerleyebiliriz.

Baran: Buranın sürdürülebilirliği için insanların birebir katılmasını daha önemli buluyoruz. Size de bize kendimizi anlatma fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Söyleşi: Işgın Renkligül / Sendika.org