İçeriğe geç
Ana sayfa » ÖZEL HABER » SÖYLEŞİ » Niyazi Nefi Kara: “Üretenlerin yönettiği bir ülke için mücadele ediyoruz.”

Niyazi Nefi Kara: “Üretenlerin yönettiği bir ülke için mücadele ediyoruz.”

Antalya Sokakları Özel –  Milletvekili Adayları Söyleşi Dosya Haberimizin sonuncusu CHP milletvekili adayı Niyazi Nefi Kara ile gerçekleşti.  Antalya’daki sağlık sistemi sorunlarına, Türkiye siyasetine, CHP’nin parti programına kadar pek çok konuya değindiğimiz söyleşiyle dosya haberimizi sonlandırıyoruz.

 

Kendinizi tanıtır mısınız? 

Antalya’da doğup büyüdüm. 1985 yılında Antalya Lisesi’ni bitirdikten sonra ayrıldım. Üniversite yılları, mecburi hizmet, ihtisas dolayısıyla Antalya’da değildim. 2008’den beri Antalya’da çalışıyorum. 2 yıl özel hastanede çalıştım. Ondan sonra tayin yaptırabilince kamuya geçtim. Eğitim Araştırma’da da 2010’dan bu yana çalıştım.

Siyasete nasıl atıldınız?

Cumhuriyet Halk Partisi’yle çok eskiye dayanan, yani doğduk Cumhuriyet Halk Partili bir aile. İsmet Paşa’nın askeriyim diyen bir dedenin torunu. Cumhuriyet Halk Partili bir ailenin çocuğu olarak büyüdük. 70’li yıllarda Dev- Genç geleneğiyle büyüdük. 80 darbesinden sonra  yasaklar dönemi başladı. Ama biz  devam ettik.

1985- 1986’da üniversiteye geçtiğimden itibaren Öğrenci Derneği üyeliğim başladı. İki dönem de öğrenci derneği yöneticiliği yaptım. Aslında siyasetin içinden çıkmadım. Yani onun dışında tabi 1986-1887 yılında o dönemde kurulan Halkevi çalışmalarımız da vardı bir diğer taraftan  1991 yılında Adana’dan ayrılana kadar aynı zamanda şehirde Halkevleriyle beraber üniversitede öğrenci derneği ile birlikte mücadelenin içerisindeydim. Yani sanırsam 30 yıllık bir Halkevci’lik geçmişimiz var.

Memur olarak çalışmaya başladıktan sonra, kamu sendiklarında görevler aldım. 2004’e kadar da Aydın’da SES Şube örgütlemesi içinde yer aldım, yöneticilik yaptım. Böylelikle, KESK süreci içerisinde de yer almış oldum. Tabi okul bittikten sonra ilk işimiz Tabip Odası üyeliği. Çeşitli komisyonlardan sonra son iki dönemde Antalya Tabip Odası yöneticiliğinde bulundum.

Mesleki olarak da Türk Nerolojik Bilimler Derneği olsun, Beyin Araştırmaları Derneği olsun , böyle derneklerde aktif görevimiz vardı. Onun dışında Antalya Lisesi Mezunları Vakfı yöneticiliği, Devrimci 78’lilerin örgütlenmesinde yer aldım. Antalya Eşgüdüm Kurulu’nun Oda temsilcisi olarak, Emek Demokrasi Güçleri’nin temsilcisi olarak çalıştım. Bu süreç içerisinde hep emekten yana, halktan yana bütün mücadelelerinde vardık.

Halkevleri’nin de örgütlenmesine ciddi bir desteğimiz oldu. Tabi ki arkadaşlarımız çalışıyor ama biz de kendi konumumuzun el verdiği şekliyle Halkevleri’nin büyümesi için çalıştık son sürece kadar adaylık sürecinden sonra da daha çok Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde kendi düşüncelerimizi yaşama geçirmeye çalışıyoruz. Her zaman şunu savunuyoruz. Tabi ki sokağı örgütleyerek iktidara geleceğiz dedik ve ciddi bir şekilde sokağı örgütleyerek ön seçimden çıktık.

Biraz ön seçim sürecinden bahseder misiniz?

Bu süreçte tamamı gönüllülerden oluşan bir ekibimiz var, devrimci, demokrat, yurtsever, eski devrimcilerin hepsi çalıştı bu süreçte. Ama sadece sol sostalistler değil, milliyetçiller de çalıştı, dindarlar da çalıştı. Yani toplumun en sağından en soluna kadar bütün gökkuşağı gibi bütün yelpazenin çalıştığı bir süreçti.

Peki bu kadar farklı düşenceden insanı birleştiren neydi?

İnsan olmak.  Bizim bir tane aracımız vardı üzerinde “Hak’tan, Halktan ve Emekten yana Niyazi Nefi Kara” yazıyordu. Kullandığımız sloganımız buydu. Tabi ki sözün, yetkinin, kararın, iktidarın halkta olduğu bir Türkiye için mücadele ediyoruz dedik. Üretenlerin yönettiği bir ülke dedik. Bu söylemlerimiz de kaşılığını buldu.

Yani halkın sahip olması gereken bütün hakları için mücadele edeceğiz dedik.  Örneğin, ücretsiz sağlık hakkı olmalı dedik. Cumhuriyet Halk Partisi programına da girdi bu.

Parti programına etki eden söylemleriniz oldu yani?

Yani bizim asgari ücretten vergi alınmasına karşı olmamız, biz bunları hep işledik sokakta, taşeron sisteminin kaldırılması, bunun insanlık dışı zülum sistemi olduğunu söyledik. Taşeron öldürür dedik. Bu insanlık dışı sistemden vazgeçilsin dedik. Cumhuriyet Halk Partisinin programında var taşeronun kaldırılması, asgari ücretten verginin kaldırılması.

“Sağlık haktır, alacağız” diye de yazıyorduk; Cumhuriyet Halk Partisi’nin programında bunlar yer aldı. Biz sağlıkla ilgili programımızı verdik, Genel Merkezimizde ekibimizle beraber onların hazırladığı akademik programı dile getirdik verdik, onların bir çoğu bildirgemizde yer alıyor. Eksik varsa da tamamlamak bizim görevimiz zaten.

Partinizin bu seçim döneminde, gerek parti programı olsun, gerek ön seçim uygulaması olsun bu uygulamarı nasıl değerlendiyorsunuz, CHP seçim sürecine nasıl hazırlanıyor? 

Daha halktan, daha insandan yana bir programla Cumhuriyet Halk Partisi bu dönem seçime çıktı. Zaten ön seçimden sonra da program açıklandı. Bizim o etkilerimizi burada görebiliyorsunuz. Sadece Antalya’da değil, Antalya’nın dışında da bir çok ilde bizim gibi insandan yana düşünen, demokratik insanlar yer almış durumda. Seçilebilir noktalardayız. Bu da toplumun uyandırıldığı, sokağı  örgütlendiğini gösteriyor.

Biz sokağı örgütledik, Cumhuriyet Halk Partisi’nin programından sonra HDP gibi MHP gibi partiler, çok yakın programlar çıkardılar dikkat ederseniz. Yani 100 lira eksik, 100 lira fazla muhabbetler yaptılar. Ama olsun. MHP’nin adayına 1 Mayıs’ta karanfil dağıttırabiliyorsak  zaten bir şeyleri örgütlemeye başladık demektir. Bizim amacımız sadece küçük bir grup değil, bütün sokağı örgütlemek. Onun mücadelesini veriyoruz, ekibimiz arkadaşlarımızla. Bunda da etkili olduğumuza inanıyoruz. Çünkü bu süreçte gerçekten 1 Mayıs’ta MHP’nin adayı kırmızı karanfil dağıttı işçilere. Bunu belki hayal etmek zordu bir zamanlar. Karşılaştık bir gün öncesi. “Yarın 1 Mayıs dedim, alanlara bekliyoruz” dedim. Biz simit dağıttık, onlar da karanfil verdi bizimle birlikte, çalışan emekçilere sabah  6’da.

 

Antalya Halkıyla iletişiminiz nasıl, bu iletişimde ne tarz geri bildirimler alıyorsunuz?

Sadece Antalya halkı değil ki, şimdi diğer illerden bile, bize de gelin diye talepler var. Örneğin bir sabah 7’de kalktım, telefona uyandım Demre’nin bir köyünden bir çoban arıyor telefonla bizim köye ne zaman geleceksiniz diye soruyor. Yine Akseki’nin bir köyünden arıyor,  bizim köye ne zaman geleceksiniz. İşte Manavgat’ın köyünden arıyor arka arkaya o gün böyle telefonlar. Onun dışında bir çok işyerinden bizim mahallelere de gelin diyenler.

Bizim hem bu güne kadar televizyonlardan söylediğimiz hem programımız, çalışma şeklimiz gerçekten insanlara bir umut veriyor. İnsanlara şunu gösterdik biz, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. İkincisi halk uyandı bir kere durduramazsınız dedik. Sokağı örgütlüyoruz. Biz söylüyoruz. Halk söylüyor. Biz yürüyoruz halk yürüyor ve halkın iktidarını kuruyoruz dedik. Bu söylemler karşılık buluyor. İnanın nereye gitsek insanlar bize bir şey sormuyorlar, sadece dokunmak istiyorlar, sarılmak istiyorlar. Zaten bizden birisiniz diyorlar. Bizden biri demek çok önemli bir şey. Biz de onu yapıyoruz, gücümüz yettiğince koşturuyoruz başaracağız.

Kente dair sorunları ele aldığımızda, sizin bu kente dair çözülmesi gerektiğini düşündüğünüz sorunlar nelerdir? 

Sadece Antalya’ya özgü değil ama Antalya için öne çıkan çok can alıcı şeyler var. Bir tanesi taşeron sistemin mutlaka kaldırılması gerekiyor. Taşeronda çalışan  onbinlerce insan var. Taşeron sistem zulümdür ve kaldırılmalıdır.

Bir diğer sorun sağlık sorunu, Antalya’nın kamu hastaneleri sayısı oranı Türkiye ortalamasının yarısının altında. Ciddi bir yatak sorunu var. Bugün 3 bin yatak yapılsa ortalamanın yarısını yakalıyor. Bu kadar kötü durumdayız. İnsanlar yatak bulmakta zorlanıyor. Ciddi bir sağlık sorunu var. 450 bin nüfuslu Kepez’e en az 600 yataklı hastane yapılması gerek, Döşemealtı’na, Konyaaltı’na Aksu’ya, en az 200 yataklı hastaneler  yapılması gerekiyor. Manavgat’a 400 yataklı hastane yapılması gerekiyor acilen. Lara tarafına mutlaka  600 yataklı hastane yapılması gerekiyor ki ortalamayı yakalayalım. Yani insanlarımız sokakta kalmasın, yollarda ölmesin, yani ciddi bir sağlık sorunu var.

300 bin turizm sektöründe çalışan işçi var burada; 6 ay çalışıyor, 6 ay işsiz. Bizim programımızda o da var, prim desteği verilerek, teşvikle beraber turizm sektöründe çalışanların 12 ay çalışabilmesini sağlamak. Turizmin 12 ay hizmet etmesi, özellikle ekonomik olarak ülkeye de katkı sağlar , aynı zamanda da 12 ay çalışılmasının önünü açmak istiyoruz.

Antalya aynı zamanda tarım kentidir. Ama Antalya’da tarım konusunda ciddi sorunlarımız var. Elektirik pahalı, gübre pahalı ucuz olması gerekiyor. Mazot 1,5 lira diyoruz, bunu indireceğiz çiftçiye.

Ulaşımda sıkıntılar yaşıyoruz, şehir içi raylı sistemlerin oluşturulması, metroya geçilmesi gerekiyor. Yani bunların acil çözülmesi gerekiyor. Kentleşmede ciddi sorunlarımız var, çevreci doğasever bir kent yönetimi bilinci yok maalesef, ister istemez önceden beri gelen sorunlarımız var. Yani onların değiştirilmesi gerekiyor.

Dağlarımız oyuluyor, şu anda delik deşik, yaralı yani, dağlarımızı ben hep yaralanmış, sürekli ağlayan insanlar gibi düşünüyorum. Bunun durdurulması gerekiyor. Tarımda çalışan insanların desteklenmesi gerekiyor. Kaçak işçilikler var önlenmesi gerekiyor.

Turizm kenti diyoruz ama yeterince kalifiye eleman sorunu var. Sanayide de, Organize Sanayide çalışan yatılı meslek garantili meslek liselerinin açılması gerekiyor.  Turizm sektörü için de geçerli yani, çok programlı meslek liselerinin olması gerekiyor, acilen olması gerekiyor. Her ilçeye turizm meslek lisesi olmalı, yüksekokul olmalı. Orada turizm sektöründe çalışanlar yabancı dilini biliyor olmalı, aşçıysa okulundan mezun olması, garsonsa okulundan mezun olması gerekiyor.

Bunların meslek lisesi ve yüksekokul okuması ve işgüvencesinin olması gerekiyor. İstihdamın yapılması gerekiyor. Bu aynı zamanda  hem sanayide hem turizm sektöründe kaliteyi arttıracaktır. Eğitimli biri kadroyla daha kaliteli daha verimli,  daha ekonomisi işleyen bir sistem olunca hem insanımız doyacaktır hem sektör kar edecek hem ülke kazanacak. Yani burada yapacağınız bütün yatırımlar insan için olacak. Yani, sonuçta hem ekonomi dönüyor hem de insan.

Bizim tabi Antalya’nın bütünşehir yasasıyla ilgili ciddi sorunları var. Bütün beldelerin yeniden açılması gerekiyor. Köylerde mutlaka sağlık evlerini kuracağız, içinde hemşiresi olan sağlık evleri açılacak,  yaşlılarımız için ekoköy projelerimiz var. Huzurevlerinde değil, ekoköyler kuracağız ve insanlar oralarda hem doğayla içiçe yaşayacaklar hem de yaşamdan bağını kesmeyecek.

Rehabilitasyon merkezleri düşünüyoruz Antalya ölçeğinde. Ciddi bir şekilde bütün ilçerinde rehabilitasyon merkezleri olacak, bu girişim hastalığı önleyecektir. Sağlıklı bir toplum için gerekiyor bu. Yurtdışından gelen turisler için baktığımızda, rehabilitasyon merkezleri olursa parası olan batılı diğer zengin ülkelerden turist de çekeceğiz demektir. O zaten kendini finanse edecek. Hem sağlık bozulmayacağı için kardayız, hem de turizme katkı sağlayacağız. Tamamen insan odaklı ekonomik olarak çok maaliyeti olmayan tam tersi  kar ettiren projelerimiz var.

Yaşanan kadın cinayetlerine ilişkin neler söyleceksiniz, Antalya bu cinayetleri yaşanan illerin en ön sıralarında geliyor? 

Kadın cinayetlerinin artmasındaki en önemli faktör bugünkü iktidardır. Bizim toplum olarak gelişmişlik düzeyimizin dışında ekonomik gelişmemizle ilgili bir durum. İnsanlar geçim derdine düşüyor, Ekonomik  krizlere giriyor, bu sistemde çalışma koşullarında insanların iletişim sorunları başlıyor. Yani yoksulluk bir taraftan yokluk bir taraftan ve dejenerasyon bir tarafta olduğunda böyle sorunlar yaşanıyor.

Cinayeti işleyen aslında bugünkü iktidardır.. Bunu önlemek yine kadınlarımızın elinde bu iktidarı göndermek zorundayız. Bu iktidardan kurtulduğumuzda bunlar çözüm olacak. Tamamen işin altında bir ekonomi, bir taraftan  kadını ikinci sınıf yapani kadını öteleyen ötekileştiren iktidarın anlayışından kaynaklıdır. Biz iktidara geldiğimizde zaten direkt bu sorunun panzehiri olacağız.

Son olarak Türkiye’nin seçim süreci ve parti programınızdan bahselim…

Seçim bildirgesi olarak yayınladığımız dev bir program kitapçığımız var. Tam bir değişim projesidir o, bir kere ekonomi, istihdam ve insanı ön plana çıkaran. Eğitimle ilgili, sağlıkla ilgili her alanda programımız var.

Aslında bu aynı zamanda bir barış projesidir. Yani ekonomik açıdan bir barış, sosyal yaşamda bir barış, ekonomik sorunları çözdüğümüzde sosyal yaşamda da bir ferahlama olacaktır. Biz daha sosyal demokrat daha insancıl bir yaşamı vaadediyoruz.

Barış istiyoruz yani ülkenin tamamında, komşu ülkelerimizle beraber,onlarla düşman olmayan. Bütün ülkelerle barış içerisinde sürdürülebilir insanca bir yarış. Barış içerisinde o yarışı sağlamak. Onlarla insani değerleri ön planda tutan kardeşçe paylaşmayı isteyen bir yapımız var. Yurtta barış, dünyada barış diyoruz. Böyle bir derdimiz var. Biz Cumhuriyet Halk Partisi ikidarı ile, barışın huzurun sağlanacağına inanıyoruz. Bunu gerçekleştirecek kadrolarımız var. Yani gerçekten Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu dönem ön seçimden gelen profili çok güçlü çok yetişmiş bir kadro geliyor. Bunu başaracak güçteyiz. Mücadeleye devam.

Söyleşi: Pelin İktüeren