Kaş’taki yangın emlak rantını yeniden gündeme getirdi – Yusuf Yavuz

Çukurbağ Yarımadası’ndaki yangın, 50 yıldır bitmeyen bir yağma öyküsünü bir kez daha anımsattı. Konuyu komplo teorileriyle gölgelemek yerine, aslında komplo teorilerini bile aşan bu büyük imar rantı vurgununa odaklanmak Kaş’ın ve Türkiye’nin yararınadır. En çok da gazetecilik mesleğinin…

Kaş-Çukurbağ Yarımadası yangınında aceleyle yapılan yorum ve değerlendirmeler bölgedeki asıl sorunun üstünü örtebilir ve gerçek yangının kanıksanmasını sağlar…

3. Derece Doğal Sit Alanı olan Çukurbağ Yarımadası’nın burnundaki tepede önceki gece çıkan yangın, yaklaşık 5 dekarlık makilik alanın kül olmasına yol açmış. Kaş İtfaiyesinin çabalarıyla da can kaybı olmadan kontrol altına alınarak söndürülmüş…

Bayramın ilk gününe böylesi bir acı haberle uyanan tüm Kaş halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Yangının hemen ardından yapılan yorum ve haberler, asıl yangının ıskalanmasına yol açacak türden.

Bugün lüks oteller ve konutların bulunduğu Çukurbağ Yarımadasının çok çarpıcı bir imara açılma öyküsü vardır. Bir zamanlar sandal ve pirnal kömürü yakılan, kireç ocaklarıyla bilinen yarımada 1971’den sonra devlet (Hazine ve Orman teşkilatı) ile Türkiye’nin ünlü bir gazetecilik örgütü arasında uzun hukuki savaşlara konu olacaktı.

Kaş’ta yaşadığım yaklaşık 20 yıl boyunca, bu hikayenin tanıklarını dinledim, devletin ilgili görevlilerine ulaştım, mahkeme kayıtları, bilirkişi raporları, dava dilekçeleri okudum. Kazıldıkça dehşet verici bir yağma öyküsü ortaya çıkmıştı.

Bu rant savaşının kapsamlı 2009’da yayınladığımız hikayesini okumak için: https://www.acikgazete.com/kata-70-yllk-rant-sava/

Çukurbağ Yarımadası’nın yağmalanması burada bitmedi elbette. Ankara Gazeteciler Cemiyeti (AGC), geçmişte kamuya terk edilen arazileri de imara açtırmak için yıllardır uğraş veriyordu. Kaş’ta seçilen her yeni belediye başkanı ziyaret edilir, talepler dile getirilir ve mutlaka ilçeye bir tesis kazandırılacağından, dünyaya tanıtılacağından, her konuda destek olunacağından söz edilir oldu.

En son 2018’de cemiyetin hazırladığı raporda, yarımadada kalan araziler üzerinde nasıl bir imar planı süreci yürütüleceğine dair ayrıntılara yer verilmişti. Bu rapora dayanarak konuyu ele alan kapsamlı bir haber yayınladık: https://www.acikgazete.com/gazeteci-orgutu-mu-emlak-ofisi-…/

Ancak AGC yönetimi hızla bu habere yayın yasağı kararı aldırdı. Kendi raporlarına dayanan haberde görüşlerine yer verdiğimiz Ekonomist Yazar Mustafa Sönmez’in eleştirileri rahatsız edici bulunmuş:
http://toplumcumeclis.org/…/439-imar-ranti-haberine-erisim-…

Bugün Çukurbağ Yarımadası’nda yanan arazi, AGC’nin üzerine tapulu olan, geçmişte kadastro çalışmaları sırasında zorunlu olarak kamuya terk edilen parseller arasında bulunuyor.

Yangının hemen ardından sabotaj, kasıt, imara açılma vs. iddiaları gündeme geldi. Bu endişeler hiç kuşkusuz çok haklı. Çünkü Türkiye’de bu tür yanan alanlarda zaman zaman yaşanan bir durum. Ancak her durumu toptancı bakışla değerlendirmek kimi zaman asıl sorunun ıskalanmasına da yol açıyor.

Yanan arazi tapu kayıtlarına göre orman değil, “zeytinli tarla” niteliğinde. Çukurbağ Yarımadası’nın büyük kısmı bu niteliktedir. Birçoğu geçmişte devletin ‘zeytin kanunu’ kapsamında vatandaşa tahsis ettiği araziler. Kimilerine göre bugün büyük kısmı betona boğulan Çukurbağ Yarımadası’nda 1,5 milyon civarında yabani (bir kısmı aşılanmış) zeytin ağacı vardır.

Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, yangının ardından yaptığı açıklamada, yana arazinin cemiyete ait olduğunu doğrulayarak imara açılmasının mümkün olmadığını söyledi. Bu alanın kendileri tarafından sit ilan ettirildiğini de belirterek, cemiyetin imara açılmasına izin vermeyeceğini iddia etti:
https://tele1.com.tr/kasta-orman-yangini-ne-tesaduf-sanki-…/

Ancak cemiyetin kendi raporunda bu bölgedeki arazilerin imara açılması için koruma kurulları nezdinde nasıl bir çaba harcandığı kendi raporlarında yer alıyor. Kısacası AGC Başkanı Bilgin’în ‘imara açılmasına izin vermeyiz” açıklaması, bizzat kendi raporları tarafından çürütülüyor.

Bu saatten sonra yapılması gereken, Çukurbağ Yarımadası’nın yüksek rant cazibesinin daha fazla yapılaşmayı kaldıramayacağını bilerek alandaki kaçak yapıları da yıkarak rehabilite etmek. Bu çok da kolay değil elbette ancak böylesi doğal alanların kısa süreli kazanımlar için yok edilmesi, beklenen rantın da yok edilmesi anlamına geliyor. Kimse Kaş’a beton seyretmeye gelmiyor. Şalba (adaçayı) ve kekik ve kış nergisleri kokan yarımadanın çimento kokmasını hiç kimse istemiyor ancak ısrarla daha fazla yapılaşma için çırpınan gözü dönmüş bir güruha hiç bir şey fayda etmiyor.

Bu konudaki son durum da şu: Çukurbağ Yarımadası’nı da kapsayan çevre düzeni planları yargı tarafından iptal edildi. Çünkü bu planlar bölgedeki korunan alanların betonlaşmasına yasal zemin hazırlıyordu.

AGC’nin kendi hazırlattığı ve bugün yangın çıkan bölgeyi de kapsayan mevzi imar planı teklifi ise 25 Ekim 2018’de Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma bölge Komisyonu tarafından ‘uygun’ bulunarak 24 Aralık 2018’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Tabiat varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne gönderildi.

Cemiyetîn, “üst ölçekli planlara gerek yok” görüşü almaya çalıştığı imar talepli planın ilgili genel müdürlükte beklediğini biliyoruz. Bu bölgedeki çevre düzeni planlarının sorunlu olması ve yargı tarafından iptal edilmiş olması da bu beklemede kuşkusuz etkili olmuştur.

Bu arada AGC’nin yaklaşık 50 yıldır değişmeyen yöntemlerle yerel yönetimlerin gönlünü okşamaya devam ettiği, kimi zaman üst perdeden, kimi zaman da diplomatik bir dille yarımadada yapılanları ve yapılmak istenenleri gündemde tuttuğunu öğreniyoruz.

Cemiyetin yayın organı olan bir haber sitesinde, Kaş’ı sanki kendileri yaratmış üslubuyla konuşan Nazmi Bilgin ve yeni seçilmiş belediye başkanının yan yana getirilen demeçlerinden henüz kişiye özel imar planıyla ilgili beklentilerin sonuçlanmadığını anlıyoruz: http://www.24saatgazetesi.com/insanda-iki-tane-dunyada-bir…/

Çukurbağ Yarımadası’ndaki yangın, 50 yıldır bitmeyen bir yağma öyküsünü bir kez daha anımsattı. Konuyu komplo teorileriyle gölgelemek yerine, aslında komplo teorilerini bile aşan bu büyük imar rantı vurgununa odaklanmak Kaş’ın ve Türkiye’nin yararınadır. En çok da gazetecilik mesleğinin…

Bu konuyu tüm yönleriyle çok yakından takip etmeye devam edeceğiz. Çünkü gerçekler devrimcidir…