İçeriğe geç
Ana sayfa » MANŞET » SOKAK » KENT » Sevinç Sertbarut: “Bu düzen artık yama tutmaz”

Sevinç Sertbarut: “Bu düzen artık yama tutmaz”

Antalya Sokakları Özel – 7 Haziran seçimleri yaklaşırken, Antalya’nın milletvekili adaylarıyla kente , siyasete ve programlarına ilişkin gerçekleştirdiğimiz söyleşilerin ilkini 550 kadın milletvekili adayı ile sürpriz bir çıkış yapan Komünist Parti ile gerçekleştirdik. Antalya 1. sıra Milletvekili Adayı Sevinç Sertbarut ile gerçekleşen söyleşimizle, dosya haberimizin ilkini yayınlıyoruz.

Önce sizi tanıyalım…

Ben uzun yıllar Türkiye Komünist Partisi içerisinde mücadele eden bir komünistim. Biliyorsunuz seçimlere komünist Parti adıyla giriyoruz. Doktorum, pratisyen hekimim ama yaklaşık 3 yıldır emekliyim. Biraz siyasete daha çok zaman ayırmak için emekli oldum. Ama hekimliği de çok severek yapmıştım. Kendimi bu şekilde tanıtabilirim. Bir komünist kadın emekli hekim şeklinde tanıtabilirim. Antalya’da doğdum, Antalyalıyım. Ailem de öyle. Tıp Fakültesini burada okudum. Nevşehir’in Derinkuyu ilçesinde zorunlu hizmet yaptım. Daha sonra Antalya’nın Kaş ilçesine tayin oldum. En son da Antalya’nın Ahatlı bölgesinde sağlık ocağında çalışıp emekli oldum.

Antalya’da doğup büyümüş biri olarak, bu şehirden milletvekili adayısınız. Sizin gözünüzden bu kentin geçmişi ve bugünü nasıl?

Antalya’nın sadece bu gününü değil, geçmişini de iyi bilen biriyim ve bu kentin geçmişinin Türkiye’den bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Antalya’daki yaşam şöyleydi. Antalya küçük bir yerdi ama 5 tane fabrikamız vardı. Bunlar ciddi üretim yapan fabrikalardı. Örneğin ferrokrom fabrikası, pil fabrikası, çırçır fabrikası, dokuma fabrikası, zeytinyağı fabrikası bakın metalden kumaşa tarıma kadar her alanda üretim yapılıyordu burada. O dönemde Sovyetler Birliği’nin varlığı ve işçi sınıfının mücadelesinin yüksek olması Antalya’da böyle bir şey yarattı ve ben bir işçi çocuğu olarak çok fazla olanakla büyüdüm.

Şimdi Antalya’ya baktığımda ne üretim yapılan bir fabrika görüyorum, ne insanlar arasında bir dayanışma görüyorum ne aydınlık görüyorum. Yani bir zamanlar Türkiye gibi bir ülkede çok azının bile insanları çok mutlu ettiği pek çok şeyi şu anda göremiyoruz. Çünkü dünya hem kapitalizmin, hem de gericiliğin azgın bir döneminde. Bunun bütün faktörlerini biz Antalya’da görüyoruz.

Antalya özelinde bakarsak, kapitalizmin bu kent üzerinde nasıl bir etkisi var?

Antalya’ya özel ne vardır; örneğin turizmin yıkıcılığı vardır.Örneğin turizmin getirdiği şey bize yıkım şeklinde oluyor. Çünkü kapitalizm o kadar mantıksız ki, turizmi bir dostluk dayanışma şeklinde göreceğine tabiatın yıkımı insanların kuralsız yıkımı şeklinde bize dönüyor.

Antalya cennet deniyor ama öyle değil kuşkusuz. Burada turizm işçileri en yoğun sömürüye maruz kalıyorlar. Kadını erkeği hiç farketmez. Turistler de bilmiyorum doğa yıkımını götrüyorlar mı burada. 5 yıldızlı oteller için, Ahmetin Mehmetin cebi dolsun diye bizim sahillerimiz peşkeş çekiliyor. Yani her şehrin kendine özel, kapitalizmin yıkımda yoğunlaştırdığı şeyler var. Antalya’da da turizm kapitalizmin en yoğun yıktığı alanların başında geliyor.

Antalya halkının Komünist Parti’ye bakışı nasıl?

Şimdi gözlediğim kadarıyla, Türkiye’de komünistlere bakış çok fazla kent kent değişmiyor. Çok bazı özel yerler var. Örnek vereyim Antalya’nın ilçelerinden Kaş var. Komünist Parti’ye oy olarak bunu gözleyebiliyoruz veya Türkiye’nin Artvin’i var. Orada da oy olarak gözlüyoruz ama Türkiye’nin her yerinde komünistlere belli bir oranda ilgi var. Ve biz her zaman alanlarda meydanlardayızdır.

Biliyorsunuz günlük yayınlarımz olur ya da haftalık. Dolayısıyla her zaman halkla iç içeyiz. Dolayısıyla bir sempati oluşmaya başladı. Çünkü biz en zor zamanlarımızı 2000’li yıllarda geçirdik. O yıllarda komünizmin öldüğü, AKP’nin kurtarıcı olarak görüldüğü, islamın ılımlı şekilde yaşanabileceği gibi ideolojik saldırıyla bizim üzerimize gelmişlerdi. Artık o kadar kötü günlerde değiliz o kötü günleri mücadele ile aştık. Şimdi biraz daha olumlu görüyoruz bize bakışı, insanlara kendimizi anlatabiliyoruz diye düşünüyorum.

Komünizmin propoganda araçlarının en aza indirildiği dönemlerdeyiz, bu ideolojinin bir çok insanda karşılığı bir kaç özel örnekten öteye gidemiyor. Dolayısıyla bize bir komünist olarak Antalya halkının komünist bir gününü anlatabilir misiniz? Komünizmde nasıl bir Antalya’ya uyanırdık?

Öncelikle ülkede merkezi planlama olduğu için ve yaygın bir kamulaştırma olacağı için bütün üretim araçları oteller, fabrikalar, barajlar var olan büyük çiftlikler zaten kamunun malı olacaktır. Komünizmde işsizlik yasaktır. Herkesin bir işi olacaktır, herkesin bir evi olacaktır. Sonuç olarak komünist bir toplumda Antalyalı uyandığı zaman bir evinin, bir işinin, parasız sağlık hizmetinin, yaşlandığı zaman bakımının garanti olduğunu bilir.

Örnek veriyorum; Antalyalı aşık olduğu zaman rahatlıkla evlenebilir, Antalyalı istediği zaman çocuk yapabilir, işi vardır işine toplu taşıma araçlarıyla gidebilir veyahut kendi arabasıyla gidebilir. Ama benim gibi trafikten bezmiş bir şoförse eğer, toplu taşım araçlarını parasız olarak kullanarak işine gidebilir. İşe gittiği zaman, iş yerinde bir kollektifle karşılaşır, o iş yerinin sahibi gibi hisseder kendini ve üretim süreçlerinde her şekilde fikirlerini söyleyerek, eleştirerek, katkıda bulunabilir. Orada kendini ait hisseder.

Eğer evinde yaşlı bir annesi varsa gündüz yaşlı bakım evine annesini bırakabilir, akşam alabilir. Çocuğu varsa iş yerinin kreşine veya merkezi kreşlere çocuğunu bırakabilir. Belli aralıklarla onu görmeye gidebilir. Çocuğu orada sabah öğlen akşam yemeklerini yer, sanatsal kültürel, etkinliklere katılır. Aynı şekilde iş yerinde de böyle etkinlikler vardır. Kültürel sanatsal etkinlikler olur, spor karşılaşmaları olur.

Bence evine hemen dönmez, çünkü komünizmde şey çok önemli insanların kuşkusuz ülkeyi savunma gibi dertlerimiz olacak ama sosyal yaşamda dayanışma ve birlikte zaman geçirmeyi çok destekleyecektir. Sanırım eve gitmeden önce bir yerlere uğramayı ister. Sanırım çok ucuz bir yerde ailesiyle birlikte yemek yiyebilir. bu kamunun bir hizmeti olur kuşkusuz. Çocuklarıyla birlikte belki bir konsere gider, belki sokakta müzik yapan müzisyenleri dinler, sonra artık yorulduğu için evine geçebilir diye düşünüyorum.

Evinde’de sanırım şöyle dünya klasiklerinden bir şey veya bir gerilim romanı okuyabilir gerilim tabi farklı olacak o zaman gerilim romanları ; ama ben sevdiğim için bunu örnek verdim sonra da gerisi kendine kalmış.

Komünizmin tasviri sonrasında, günümüzden gündemimizden bahsedelim biraz da. Bir hekim olarak, ülkedeki mevcut sağlık sistemini nasıl değerlendiriyorusunuz?

Bütün sağlık hizmetleri, kamusal, nitelikli ve ücretsiz olmalıdır. Şimdi artık her yere özel sektör hakim olmuş durumda. Bunu bir olumluluk olarak sunuyorlar; gidiyorsunuz muayene olabiliyorsunuz, tetkiklerinizi yaptırabiliyorsunuz, eskiden sigorta hastanelerinde sıra bekliyordunuz, sürünüyorsunuz, sıra bulamıyordunuz gibi. Burada bir kandırmaca olduğunu düşünüyorum. AKP iktidara gelip ve daha öncesinden de kamu hastaneleri tasfiye edilip insanlar özel hastanelere gitmeye başladığında bir rahatlama oldu. Kapitalizm özelleştirmeleri kolaylaştırmak için, bir de zaten sağlığa para ayırmaya niyeti olmadığı için, çünkü halkın sağlığını kendi görevi olarak görmediği için, kamu sağlığına kamu hastanelerine hiçbir şekilde yeterli kaynağı ayırmadı.

Bizim ülkemizdeki kamu hizmeti olarak gördüğü şey aslında eziyetti. Bu demek midir kamu hizmeti kötüdür. Hayır. Kamu hizmeti sağlık sektöründe olması gereken bir şeydir. Neden derseniz bakın bir mağazaya girdiğinizde üç kazaktan birini beğenir satın alırsınız. Ama sağlıkta böyle olmuyor. Bir hekime gittiğinizde hekimin dediğini yapmak zorunda kalıyordunuz yani onun önerdiği tetkik onun önerdiği ameliyat onun önerdiği ilaç sizin seçiminiz olmuyor hekimin seçimi oluyor hatta bazı yerlerde hastanenin seçimi oluyor. Dolayısıyla sağlıkta müşteri yoktur. Çünkü müşterinin seçme hakkı vardır, sağlıkta öyle olmadığı için özel sektör kesinlikle sağlık sektöründe olmamalıdır.

KP sürpriz bir şekilde 550 kadın milletvekili adayı çıkardı, biraz da bundan bahsedelim, bu hamleyi bize anlatabilir misiniz?

Bunu çok iyi açıklamak lazım kuşkusuz. Çünkü bu 550 kadın aday kesinlikle kimlikçi bir çıkış değil. Bu gerçekten dünyada yükselen gericiliğe Türkiye’de ve bölgede yükselen gericiliğe bir karşı çıkıştır.

KP’nin gösterdiği adaylar 550 komünist kadındır.Özellikle vurgulamak istiyorum. Fakat kadın olmalarının nedeni de yükselen gericiliktir. Çünkü gericilik bizim bölgemiz üzerinde yaşadığımız gericiliğin ve Amerika’nın tetiklediği savaşlar en çok kadınları vurmaktadır.
Biz her zaman komünistlerle seçime katıldık ama yükselen gericilik nedeniyle komünist kadınları daha ön saflarda milletvekil adayı olarak bu nedenle buluşturuyoruz. Yani kadın düşmanı yobazlığa karşı, dinci gericiliğe karşı, komünist kadınlar şeklinde formüle edebiliriz.

Sadece kadın adaylar olsun diye değil, bu işe emek vermiş kadınlardır şu anda aday gösterdiklerimiz. Yani diğer partilerin yaptığı gibi vitrine yerleştirilmiş kadınlar değillerdir. Biz kadının komünist siyasette sol siyasette, mücadeleye atılmasının erkeklerle eşitleyici bir yeri olduğunu düşünüyoruz. Örneğin sol siyasete katılan kadınların bir Ayşenur İslam gibi ya da Hüda Kaya gibi olmadığını düşünüyoruz. Komünist siyaset kadınları eşitler ve görünür kılar ve yararlı kılar. Bir vitrin süsü olmaktan kurtulur kadın. Bunu da vurgulamak isterim. Dolayısıyla diğer partilerin gösterdiği pek çok kadın adaydan farkımız mücadele içinde eşitlenmiş ve tüm kadınlar için Türkiye’deki Dünyadaki tüm kadınlar için kadınların eşitlendiği bir dünya yaratmak için mücadele eden kadınlardır. O yüzden biz, kadınları KP’ye davet ediyoruz.

Kadınlar ve Komünist Parti demişken, Antalya’nın en fazla kadın cinayetleri yaşanan kentlerden biri olması sebebiyle, bu soruyu size yöneltmek daha anlam kazanıyor. KP olarak, kadın cinayetlerine ilişkin, nasıl bir önleyici program hedefliyorsunuz?

Bizim programımız tümüyle çocuk, kadın, erkek, tüm insanlar için bir eşitlik ve yaşama niteliğinin arttığı bir dönem için yazılmıştır. Dolayısıyla biz kadın erkek birlikteliğinin programımızda yeri vardır. Bir mülkiyet bir zorunluluk değil, sevgi temelinde yapılan bir birliktelik olarak tanımlarız.Programımızda yeri olan budur.

Dolayısıyla bizim bütün düzenlememiz kadınla erkeğin bir araya gelirken sevgi temelinde bir araya gelmeleri bunun dışındaki bütün mülkiyetçi zorba şeylerini kuralların, geleneklerin, göreneklerin, engellenmesi söz konusu olacaktır. Bizim toplumumuzda, yani sosyalist toplumda.
Bir de şu var şuanda kadınların baskıya uğramasının nedenlerinden birinin de (kuşkusuz kapitalizm öncesi tarihlerde de böyle şeyler yaşanmıştır ama) sınıflı toplumda kadının araçsallaştırılması olarak görüyoruz. Biliyorsunuz kapitalizmin kadına ihtiyacı olduğunda onu sosyal yaşama, çalışma yaşamına çeker ihtiyacı olmadığında da evine gönderir. Bunu çok gelişmiş olarak görülen Amerika’da bile görüyoruz.

Şöyle örnek verebilirim; Kadının bir insan olarak, işi, hakları, başka bir cinsiyet tarafından saldırıya uğradığı zaman toplum tarafından korunma gibi olanakları olacaktır. Zaten kadınların şiddete uğramasının nedenlerinden birisi toplumda yer bulamamasıdır. İşsizdr. Bir kocaya muhtaçtır. Kocasından harçlık alır, dini baskılarla baskılanmıştır, saçı göründüğü zaman öldürülebilir örneğin veya birine aşık olduğu zaman öldürülebilir. Yani bu hem ekonomik düzenlemeler, hem hukuki düzenlemeler hem de dinci gericiliğin yok edilmesiyle biz kadın cinayetlerinde çok büyük bir azalmanın ancak sosyalizmde mümkün olabileceğini düşünüyoruz.

Çünkü Antalya’da ne kadar iyi bir çalışma yaparsanız yapın kadınların yaşama koşullarını değiştiremezseniz kadın cinayetlerini önleyemiyorsunuz. Çok gelişmiş, burjuva hukuku açısından çok gelişmiş toplumlarda bile kadınların tecavüze uğramasını, kocalarından dayak yemesini işte bu yüzden önleyemiyoruz biz. Toplumda kadının yeri çok araçsal, kapitalizm bunu bilerek yapıyor. Dolayısıyla sosyalizm gerçekleştiği zaman sanıyorum kadınların en eşit yaşadığı dönemler olduğu için kadınların öldürülmesi gibi bir şey kesinlikle görülmeyecektir. Görülürse de en ağır cezaları alacaktır diye düşünüyorum.

Son olarak, seçmenlere vereceğiniz mesaj nedir?

Biz artık tüm dünyada bu sistemin, kapitalizmin, yani zenginlerin düzeninin eşitsizlikleri yaratan bu düzenin bittiğini, parçalandığını, artık yama tutmadığını, gördüğümüzü halkımızın da bunu görmesi gerektiğini hatta, omuz omuza yürüdüğümüz bazı sol siyasetlerin de bunu görmesi gerektiğini düşünüyoruz. kapitalizm artık yama tutmaz.
Dolayısıyla biz artık bir demokrasi mücadelesi değil, bir sosyalizm mücadelesi öneriyoruz Türkiye’ye.
Bu düzenin değişmesi için el birliği ile bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyoruz. Şu anda demokrasi için çabalayan bunun için oy verecek olan insanlarımıza en demokratik görülen ülkelerin bile halklarını, başka halkları nasıl ezdiğini, nasıl öldürdüğünü, nasıl dünyanın gericileşmesine göz yumduklarını hatırlatmak isterim.

Söyleşi: Pelin İktüeren