Antalya Sokakları- Antalya Alevi Bileşenleri ve Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri’nin ortak gerçekleştirdiği basın açıklaması ile 42. yılında Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı.

Antalya Alevi Bileşenleri ve Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı okuyan Hacı Bektaşi Veli Vakfı Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, ”1978 yılında Maraş’ta yaşanan ve resmi rakamlara göre 120 denilen ne yazık ki daha fazla kişinin hayatını kaybettiği, yüzlerce kişininse yaralandığı Maraş Katliamının üzerinden 42 yıl geçti. Yaşanan bu katliam, basit bir “Alevi-Sünni” düşmanlığı ile açıklanamayacak kadar alçakça yapıldı. Noktasına, virgülüne kadar hesaplanmış, planlı , örgütlü bir saldırıydı .Günler öncesinde milli piyango satıcısı görüntüsü ile katliamcılar Maraşa yerleştirilmişti. 7 gün süren vahşete hiçbir müdahalede bulunulmadı.” söyledi.

SİYASAL İSLAMIN İKTİDARLAŞMASININ ÖNÜ 1990’LARIN ORTALARINDA BAŞLADI

O yıllarda adeta AKP iktidarının hazırlıklarının yapıldığını vurgulayan Nurettin Erdoğan, ”Devrimci demokratların halktan tecrit edilmeleri için çalışma başlatılıyordu.2000 yılında F tipi cezaevlerinin inşaatları büyük oranda bitirilmişti. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, F tiplerini basın ve televizyon temsilcilerine gezdirerek en yakın zamanda açılacağını bildiriyordu. Devrimci tutsaklar ve yakınları çeşitli eylemlerle F tipi cezaevlerinin,insan haklarına aykırı olduğunu , açılmadan kapatılmasını talep ediyorlardı. 816 tutuklu ve hükümlü F tipi cezaevlerinin kapatılması talebiyle 20 Ekim 2000’de açlık grevine başladı. Açlık grevleri 30. gününden itibaren ölüm orucuna dönüştürüldü.” dedi.

İLK HEDEF HALKIN GERÇEK DOSTLARI VE VİCDANININ SESİ DEVRİMCİLERDİ

19 Aralık gecesine değinen Nurettin Erdoğan, ”Cezaevlerinde başlatılan ve dört gün süren operasyon sonucunda 29 tutuklu yaşamını yitirdi.Yüzlercesi de ağır yaralandı. Vücudu tamamen yanmış olan Hacer Arıkan adlı tutuklunun ambulanstan indirilirken “Bizi diri diri yaktılar” dediği dakikalarda Hikmet Sami Türk, “Ölüm oruçlarında insanların göz göre göre ölmesine seyirci kalamazdık” diyordu .Tutukluların öldürdüğü iddia edilen iki jandarma erinin ise G-3 tüfeği kurşunlarıyla arkadan vuruldukları Adli Tıp raporlarıyla saptandı. Operasyondan bir buçuk ay sonra açıklanan Adli Tıp raporlarını birçok gazete “Hayata Dönüş Katliamı” başlığıyla verdi.Operasyon sonrasında açılan F tipi hücrelerde de ölüm oruçları kitleselleşerek sürdü. İçeride ve dışarıda ölüm orucundaki 122 kişi hayatını kaybetti, yüzlercesi de sürekli ya da geçici sakatlıklar yaşadı.” dedi.

BUGÜN TECRİT, İZOLASYON İŞKENCESİ DEVAM EDİYOR

Katledilen devrimciler için adalet istiyoruz diyen Erdoğan, ”Katliamın 20. Yılında bu vahşi operasyonda katledilen devrimcilerin her biri için adalet istiyoruz.! Bu topraklar Roboski’yi, Suruç’u, Ankara’yı gördü.2016 da Cizre,Diyarbakır, Sur ve Nusaybin’de sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği günlerde bodrumlarda diri diri yakılan 177 sivili ,annesinin 3 gün derin dondurucuda sakladığı sokakta vurulan Cemile Çağırga’yı ,yine aynı dönemde Silopi’de vurulan ve cesedi 7 gün sokak ortasında kalan Taybet İnan anayı görmüştür. Tüm katliamların hesabı sorulup sorumluları yargılanmadıkça bu ülkeye adalet,barış ve demokrasi gelmeyecektir. Bu saldırılar faili meçhul kaldığı sürece bir yenisi eklenmeye devam edecek. Mafya reisleri etrafa tehditler savururken, hakkını arayan madencilerin yerlerde sürüklendiği ülkemize adalet gelmeyecektir. “Oruç tutmak, namaz kılmakla hacı olunmaz, bir alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır” diyen Bağlarbaşı camii imamı Mustafa Yıldız zihniyeti hala aramızda gezdikçe bu topraklara huzur gelmeyecektir. Çocuklara oyuncak götüren gençleri katledenlere “öfkeli gençler” dendiği sürece bu ülkeye barış gelmeyecektir.” diyerek açıklamasına devam etti.

Açıklama, ‘Laik, tam bağımsız ,demokratik, özgür bir ülkede eşit haklarla, eşit koşullarda, barış içinde,bir arada yaşama inadından vazgeçmeyen bizler; demokrasinin, insan haklarının, özgürlüklerin, hukukun üstünlüğünün yeşermesini istediğimiz bu coğrafyada katliamlarla yüzleşmenin şart olduğunu düşünüyoruz. Akıtılan bunca kanın hesabı sorulana kadar, her alanda var olacağız. Bu ülkedeki farklı inanç ve kültürlere mesafe koymadan, ötekileştirmeden, bu kan gölüne çevrilmiş topraklara barış, eşitlik ve adalet gelene kadar mücadelemize devam edeceğiz.” şeklinde sonlandı.